
Konya Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü
A
Accık: Azıcık.
Age: “Ver” anlamında. İşaret edilen bir nesne için “Al, gel.” anlamında da kullanılır.
Ağşam: Akşam.
Ak bakla: Kuru fasulye.
Aporle: Hoparlör.
Avara: Eli boş, boş vakti olan.
B
Baban ekdi de anan dibine su mu dökdü?: Bir şeye haklı olarak sahip olunduğunu vurgulamak için kullanılan bir deyim.
Bağırlık: Bağırma sesi.
Baş bozgurluğu: Evlilikte geçimsizlik.
Başlı: Bir işe başlanıp bitirilemediğini anlatır.
Batti çıktı: Alt geçit.
Bayam: Badem.
Bi dayfe: Bir defa.
Bi yol: Geçmişteki bir anı veya tecrübe anlatılırken kullanılır.
Birinde: “Bi yol” gibi, daha belirsiz geçmiş zaman.
Boşlamak: Bırakmak.
Böğün: Bugün.
Cıncık gibi: Çok güzel, narin, temiz.
C – Ç
Çemkirmek: Sert cevap vermek.
Çimecik: Çok küçük, az.
Çit motur: Traktör.
Çiti: Her türlü bulaşık deterjanı.
D
Dal: Sırt, bel.
Dikdelen: İbibik kuşu.
Didik gibi: Bir sözden örnek verileceğinde kullanılır.
Dinelmek: Ayakta durmak.
Dönek: Sözünde durmayan kişi.
Dönemeç: Viraj, köşe.
Dutamak: Sıcak kapları almaya yarayan mutfak bezi.
E
Elelele: Hayret, şaşkınlık ifadesi.
Emi yok: Tahılın verimsiz olduğunu veya işin iyi olmadığını anlatır.
Emsiz: Beğenilmeyen kişi veya iş.
Endeği: Elindeki.
Evel biri didiğinden: Biri bir söz söyleyeceği zaman.
G
Gabalbazar: Ucu açık, iki tarafın da memnun olduğu pazarlık.
Ganere: Dostça.
Garazorlamaya: Düşünmeden yapılan iş.
Garer: Ölçü.
Garga: Karga.
Gaşşık: Kaşık.
Gavlak: Kavak ve söğüt dallarının kabuklarının soyulmuş hâli.
Gımıcık: Çok küçük parçalar.
Gicişmek: Kaşınmak.
Gilari ev: Kiler.
Godaş: Kendini beğenmiş.
Goma: “Haydi, gel, ye.” gibi teklif sözü.
Gov: Dedikodu.
Gök bakla: Taze fasulye.
Gundak: Mısır koçanı.
Guzan: Kuytu yer.
Güccücürük: Çok küçük.
Günaşık: Ayçiçeği.
Günüzü: Gün boyunca.
Güyeği: Güvey.
H
Ha babam ha: Gerçekleşmeyecek olayı anlatmak için.
Hadır: Belki, ne olur ne olmaz.
Haşavızdan: Ağza alınmayacak söz öncesi kullanılır.
Hayırsız: Yaramaz çocuk.
Hayla: Epey, fazlaca.
Heral: Her hâlde.
Hıtamında: Sonunda.
Hiyet: Az.
Hovarda: Argo bir kelime; kadınların birbirine söylediği.
Hoyu: Hani, ya (soru edatı değil).
Hökümet: Hükûmet.
I – İ
Ilgamaya: Bilmeden konuşmak.
İbdatlı: Sahiden, gerçekten.
İbik: Uç, kenar (özellikle halı kenarı).
İcar: Kira (özellikle tarla kiralama).
İlan: Yılan.
İleri: Belirsiz geçmiş zaman.
İmanlı: Çok fazla.
İreşber: Rençber, çiftçi.
İrey: Oy.
İşlik: Gömlek.
K
Kâh: Avarlıklardaki hafif çıkıntılara verilen ad.
Kakılı: Çok, yığılı.
Kekremsi: Tadı tuhaf.
Kendisi: Kadınların kocaları için kullandığı kelime.
Kinit: Kilit.
Köken: Bitki kökü.
Köklü: Bağ çubuklarının filizlenmiş hâli.
Kömeli: Tarlaların toplu hâlde olması.
Köskörtü: Köstebek.
Kösülmek: Yenilmek.
Lasdik: Lastik ayakkabı.
Mayalı: Küçük köy ekmeği.
M – N – O
Merkep: At veya eşek.
Motur: Traktör.
Nayla: Nasıl.
Nörün: “Ne yapıyorsun?”
O değilden: Dolaylı bir şey söylerken kullanılır.
Ö
Oturağ: Sandalye.
Öndüç: Daha sonra bir şey alma/verme anlamında.
Önüç: Önce.
Önüye: Öne doğru.
Örk: Yular.
Örtme: Ahır bölmesi.
Özden: Gerçekten.
P
Pırtı: Elbise.
Pontul: Pantolon.
Potin: Bot.
Pürçük: Pancar, turp yaprakları.
S – Ş
Saplık: Sap, sopa.
Siğirtmek: Koşmak.
Sırkatlı: Açıkça söylemek.
Singil: Uyuşuk.
Sülük: Fasulyenin yeni çıkmış hâli.
Sümeye: Öylesine.
Sündük: Davetsizce uzanan çocuk.
Şepene: Hileli iş yapan, pratik kişi.
Şeribela: Huysuz, kavga eden kişi.
Şoyannı: Yer-yön belirtmek için.
T – V – Y – Z
Timin: Az önce, demin.
Tomata: Domates.
Vay vanım vay: Gerçekleşmeyecek duruma ünlem.
Velesbit: Bisiklet.
Yadeysse: Yapmazsan.
Yalak: Boş konuşan kişi.
Yalınayak: Hiç iş yapmadığı hâlde gündemde kalan.
Yanpiş: Yassı, yan yana.
Yarntası gün: İki gün sonrası veya geçmişi.
Yeni yaka: Yeni evli.
YığılI: Çok, kalabalık.
Yudum: Yıkadım.
Zibidi: Boş gezen, berduş tip.
Konya Şehir İçinden Derlenen Deyimler – Konya
- Deveyi yatırdın, golan dokumaya gitdin.
- Aş daşdı, avrat şaşdı.
- Konya’nın tozu, Sille’nin gizi, Koçhisar’ın tuzu.
- Hayır oğlu’nun odası, Güçcük köğün nodası, Garkın’ın edası.
- Baş böyük dövlet, ayak böyük mihnet.
- Başı böyük olanın, aklı da böyük olur.
- Hacı hacıyı Mekge’de, gidi gidiyi tekgede bulur.
- Ecel geldi cihana, baş ağrısı mahana.
- Yansın bal mumları yansın; alacaklı da benim …. alsın.
- Dert adamı ağladır, aşk adamı söğledir, kişiliğini evde giydirir.
- Gavgaya başımız, gavgaya dişimiz alışsın.
- Ne çok versin şaşırtsın, ne az versin düşürdürsün.
- Dalı göyneksiz, yüzü örneksiz.
- Başı yumuşak.
- Hakbayram sanır.
- Zabahı gözel İstanbul.
- Ben hadımım dirimde, O, oğlun uşağın gaç dir.
- Analar daş yisin, yarım beş yisin.
- Aferim delisi.
- Babamın öleceğini bilseydim, bir soğan ekmeğe değişirdim.
- Cark didikçe su, curk didikçe ekmek.
- Garşıdan er gelmeli, yanağına ter gelmeli.
- Oğlan içinde gızıl eşşek.
- Gız içinde gızıl iplik.
- Yazın padişahın devesi bile yalınayak gezer.
- Yazın dağlar misafir alır.
- Yazın kölge iyi olur, hoş olur; gışın çuval boş olur.
- Yük eşşeği gibi.
- Köğ yiri, göl yiri.
- İyi oda, hoş oda, içi dolu boş oda.
- Aviren kedisi gibi
- Az yaşlı, toklu başlı değilsin.
- Laf uşakda, baba eşşekde.
- Avrat assiye.
- Ev ev üsdünde olurmuş da, il ilin üsdünde olmazımış.
- Bir dosdum var, bir de gara posdum var.
- Allah’dan gorkmayan daşınan demir.
- Yöğrük at yini gendi artırır.
- Tiryakiysen dabaka daşı; otlaycıysan g….nü gaşı.
- Denizde gum, bizde para; çıra yak metelik ara.
- Ayasofu’nun badem ağacı gibi.
- Apdal Ismayıl’ın yağmurluğu gibi.
- Gıpı köpeği.
- Doluya gor almaz; boşa gor dolmaz.
- Müslüman guşusun kilisede ne aran, gâvur guşusun, putun üstüne ne işen?
- Dün bir, böğün iki; acaba yolda mı ki?
- Gözüm bakar, göğnüm çeker.
- Ölek mi, görek mi?
- Bağ bağda, dağ dağda; tava delik, iş yağda.
- Ekmeksiz evden iyi.
- Gır atın yanında duran ya huyundan, ya suyundan.
- Habada bir, dibada giyene; gözel de bir, çikin de bir sevene; acı da bir, datlı da bir yiyene.
- Benden ırak olsun, cehendemde direk olsun.
- Yazın ayransız, gışın yorgansız yola çıkma.
- Dükgân gapısı, hak gapısı.
- Alacağına şahin, vereceğine garga.
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: Ö Harfi
öküz – büyükbaş hayvan, boğa veya inek
“Köyde üç öküz tarlada çalışıyordu.”
öküzgözü – öküzün gözü
“Öküzgözü parlaktı ve temizdi.”
öküzkulağı – bitki türü
“Bahçede öküzkulağı yetişiyordu.”
öl – var ol, ölmek anlamında
“İnek ölecek diye korktuk.”
ölçü – ölçme aracı veya kıstas
“Buğdayı ölçü ile tarttılar.”
ölçmek – boyutunu veya miktarını belirlemek
“Tarlayı metre ile ölçtüler.”
ölçücü – ölçen kişi veya araç
“Ölçücü tarladaki mesafeyi aldı.”
ölçüm – ölçme işlemi
“Toprak nemini ölçüm yaptık.”
ölçümlük – ölçmeye uygun, küçük ölçü
“Ölçümlük torba hazırlandı.”
önder – yol gösteren, lider
“Köyün önderi muhtardı.”
önderlik – liderlik, yol gösterme
“Önderlik köylülerin güvenini kazanmıştı.”
öne çıkmak – lider olmak, fark yaratmak
“Genç köylü öne çıktı tarlada.”
öncelik – ilk sıra, önem
“Toprak işlerinde öncelik çocuklara verildi.”
öncelikli – önceliği olan
“Öncelikli iş tahıl biçmekti.”
önem – değer, kıymet
“Toprak köylü için önemlidir.”
önemli – değerli, kıymetli
“Önemli işler sabah yapılırdı.”
önemseme – önem verme
“Küçük işlere önemseme yapılmadı.”
önlemek – engellemek
“Su taşmasını önledik hendekle.”
önlem – tedbir, önlem alma
“Köylüler sel için önlem aldı.”
önlemli – tedbirli, dikkatli
“Önlemli köylü tarlaya gitti.”
önsöz – giriş yazısı
“Eski kitapta önsöz vardı.”
öpek – eski dilde öpücü, sevgi göstergesi
“Çocuk dedesini öpecek şekilde koştu.”
öpmek – dudakla sevgi göstermek
“Anne çocuğunu öptü.”
öpücük – sevgi gösterisi
“Çocuk öpücük aldı annesinden.”
ör – dokumak, örgü yapmak
“Köylü kadın çorap örüyordu.”
örücü – örme işi yapan kişi
“Örücü sabah işe başladı.”
örgü – dokuma, örme işi
“Evde örgü işleri vardı.”
örgüt – topluluk, düzenli grup
“Köyde küçük bir örgüt vardı.”
örgütlenmek – topluluk oluşturmak
“Köylüler kendi aralarında örgütlendi.”
ördek – su kuşu
“Köy göletinde ördekler vardı.”
ördekci – ördeklerle ilgilenen kişi
“Ördekci sabah yem verdi.”
örs – demir işlerinde kullanılan temel, örs taşı
“Demirci örs üzerinde çalıştı.”
örtmek – kapamak, gizlemek
“Odadaki eşyaları örtmek gerekiyordu.”
örtü – kaplama, üstüne konan şey
“Masanın örtüsü temizdi.”
örtücü – örten, kaplayan
“Örtücü bez hazırdı.”
örük – iplik, örgü malzemesi
“Kadın örük hazırladı dokuma için.”
öte – öbür taraf, uzak yer
“Öte köye gidildi pazara.”
öteki – diğer, başkası
“Öteki inekler ahıra girdi.”
ötesi – öbürü, ilerisi
“Köyün ötesi dağlarla çevriliydi.”
ötesinde – öbür tarafında
“Nehrin ötesinde orman vardı.”
ötelemek – ileri almak, ertelemek
“Toplantıyı ötelemek zorunda kaldılar.”
ötmek – ötmek (kuş sesi)
“Kırlangıç sabah ötüyordu.”
ötücü – öten, ses çıkaran
“Ötücü kuş ağaçtaki dallarda şarkı söyledi.”
ötülmek – sesin yayılması
“Horoz ötülmekteydi sabahleyin.”
övgü – methiye, övme
“Köyde iyi iş yapanlara övgü yapıldı.”
övülmek – övgü almak
“Çocuk dedesi tarafından övülmek istedi.”
övmek – methetmek
“Kadın yeni ekini övüyordu.”
özen – dikkat, titizlik
“Tarla işlerinde özen gösterildi.”
özenli – titiz, dikkatli
“Özenli köylü sabah işe başladı.”
öz – asıl, temel, kök
“Öz işini yaptı köylü.”
özbek – Özbek halkına ait
“Özbek düğünleri köyde anlatıldı.”
özde – aslında, öz olarak
“Özde köylü her sabah çalışır.”
özellikle – bilhassa, özellikle
“Özellikle sabahleyin tarlaya çıkılırdı.”
özlem – hasret, arzu
“Uzaktaki köylüye özlem vardı.”
özlemek – hasret çekmek
“Anne çocuğunu özledi.”
özgü – kendine özgü, has
“Bu topraklar köylüye özgüydü.”
özgün – aslına uygun, özgün
“Özgün el işi beğenildi.”
özlük – kişisel hak ve belgeler
“Köyde özlük işleri kayıt altındaydı.”
özveri – fedakârlık, adanmışlık
“Köylüler işlerine özveri gösterirdi.”
özümsü – öz gibi, özünü andıran
“Özümsü tat köy meyvelerinde vardı.”
öbek – yığın, topluluk
“Tarlada odun öbekleri vardı.”
öbeklemek – yığın hâline getirmek
“Odunları öbekledik depoya.”
öbür – diğer, öteki
“Öbür inekler ahıra girdi.”
öç – intikam, cezalandırma
“Köyde öç almak söz konusu değildi.”
öç almak – intikam almak
“Köylüler haksızlığa öç almazdı.”
öçlü – intikamcı, hesap soran
“Öçlü kişi köyde nadirdi.”
ökkeş – iri ve sağlam
“Ökkeş inek tarlada çalıştı.”
ökçü – ökçe ile ilgili iş yapan
“Ökçü sabah işine başladı.”
ölçüt – kriter, standart
“Hasat için ölçüt belliydi.”
ölçütlü – kriterli, standartlı
“Tarlada ölçütlü iş yapıldı.”
öğüt – nasihat, tavsiye
“Dede öğüt verdi gençlere.”
öğütmek – ezmek, toz hâline getirmek
“Buğdayı taş değirmeninde öğüttüler.”
öğütücü – öğüten kişi veya alet
“Öğütücü sabah işe başladı.”
öğün – yemek zamanı
“Öğün vakti geldiğinde herkes masaya oturdu.”
öğünmek – gurur duymak, övünmek
“Köylü işinde başarılı olup öğündü.”
öğütçü – öğüt veren kişi
“Öğütçü yaşlı dedeydi.”
özdeş – tamamen aynı, eş
“İki inek özdeş görünüyor.”
özdeşim – özde benzerlik
“Köylüler arasında özdeşim vardı.”
özkaynak – kendi malı, kendi sermaye
“Tarlaya özkaynak ile tohum alındı.”
özlemek – hasretini çekmek
“Köylü uzak akrabasını özledi.”
özgür – serbest, bağımsız
“Köylüler özgürce tarlada çalışıyordu.”
özlemli – hasretli
“Özlemli bakışlarla köye bakıyordu.”
özdeyiş – atasözü, özlü söz
“Dedeler özdeyiş anlattı çocuklara.”
özgüleme – kendine özgü davranış
“Köylü özgüleme yaptı tarlasında.”
öbekli – yığın hâlinde
“Odun öbekli şekilde duruyordu.”
öçlü – hesap soran, intikamcı
“Öçlü kişi köyde nadirdi.”
övgücü – övgü yapan
“Övgücü köylü işleri överdi.”
özdeşlik – eşitlik, aynı olma
“İki ürün arasında özdeşlik vardı.”
öbekleme – yığın hâline getirme
“Tarladaki taşları öbekleme yaptık.”
özenti – taklit, görgü gösterme
“Küçük çocuk özenti yapıyordu.”
ötelemek – ileri almak, ertelemek
“Toplantıyı öteledik köyde.”
ötmek – kuş sesi çıkarmak
“Horoz ötüyordu sabahleyin.”
ötkür – keskin, sivri
“Bıçak ötkürdü, dikkatle kullanıldı.”
öğünç – gurur duyulan şey
“Buğday hasadı köyün öğüncüydü.”
özenle – dikkatli bir şekilde
“Özenle tarlaya ekim yapıldı.”
öbelek – küçük yığın
“Odun öbelek hâlinde dizildi.”
ötesinde – öbür tarafında
“Nehirin ötesinde orman vardı.”
özet – kısa ve önemli bilgi
“Toplantının özeti köylülere anlatıldı.”
özlük – kişisel hak ve belge
“Köyde özlük işleri kayıtlıydı.”

