Konya Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü Alfabetik Sırayla

Konya Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

A

Accık: Azıcık.
Age: “Ver” anlamında. İşaret edilen bir nesne için “Al, gel.” anlamında da kullanılır.
Ağşam: Akşam.
Ak bakla: Kuru fasulye.
Aporle: Hoparlör.
Avara: Eli boş, boş vakti olan.

B

Baban ekdi de anan dibine su mu dökdü?: Bir şeye haklı olarak sahip olunduğunu vurgulamak için kullanılan bir deyim.
Bağırlık: Bağırma sesi.
Baş bozgurluğu: Evlilikte geçimsizlik.
Başlı: Bir işe başlanıp bitirilemediğini anlatır.
Batti çıktı: Alt geçit.
Bayam: Badem.
Bi dayfe: Bir defa.
Bi yol: Geçmişteki bir anı veya tecrübe anlatılırken kullanılır.
Birinde: “Bi yol” gibi, daha belirsiz geçmiş zaman.
Boşlamak: Bırakmak.
Böğün: Bugün.
Cıncık gibi: Çok güzel, narin, temiz.

C – Ç

Çemkirmek: Sert cevap vermek.
Çimecik: Çok küçük, az.
Çit motur: Traktör.
Çiti: Her türlü bulaşık deterjanı.

D

Dal: Sırt, bel.
Dikdelen: İbibik kuşu.
Didik gibi: Bir sözden örnek verileceğinde kullanılır.
Dinelmek: Ayakta durmak.
Dönek: Sözünde durmayan kişi.
Dönemeç: Viraj, köşe.
Dutamak: Sıcak kapları almaya yarayan mutfak bezi.

E

Elelele: Hayret, şaşkınlık ifadesi.
Emi yok: Tahılın verimsiz olduğunu veya işin iyi olmadığını anlatır.
Emsiz: Beğenilmeyen kişi veya iş.
Endeği: Elindeki.
Evel biri didiğinden: Biri bir söz söyleyeceği zaman.

G

Gabalbazar: Ucu açık, iki tarafın da memnun olduğu pazarlık.
Ganere: Dostça.
Garazorlamaya: Düşünmeden yapılan iş.
Garer: Ölçü.
Garga: Karga.
Gaşşık: Kaşık.
Gavlak: Kavak ve söğüt dallarının kabuklarının soyulmuş hâli.
Gımıcık: Çok küçük parçalar.
Gicişmek: Kaşınmak.
Gilari ev: Kiler.
Godaş: Kendini beğenmiş.
Goma: “Haydi, gel, ye.” gibi teklif sözü.
Gov: Dedikodu.
Gök bakla: Taze fasulye.
Gundak: Mısır koçanı.
Guzan: Kuytu yer.
Güccücürük: Çok küçük.
Günaşık: Ayçiçeği.
Günüzü: Gün boyunca.
Güyeği: Güvey.

H

Ha babam ha: Gerçekleşmeyecek olayı anlatmak için.
Hadır: Belki, ne olur ne olmaz.
Haşavızdan: Ağza alınmayacak söz öncesi kullanılır.
Hayırsız: Yaramaz çocuk.
Hayla: Epey, fazlaca.
Heral: Her hâlde.
Hıtamında: Sonunda.
Hiyet: Az.
Hovarda: Argo bir kelime; kadınların birbirine söylediği.
Hoyu: Hani, ya (soru edatı değil).
Hökümet: Hükûmet.

I – İ

Ilgamaya: Bilmeden konuşmak.
İbdatlı: Sahiden, gerçekten.
İbik: Uç, kenar (özellikle halı kenarı).
İcar: Kira (özellikle tarla kiralama).
İlan: Yılan.
İleri: Belirsiz geçmiş zaman.
İmanlı: Çok fazla.
İreşber: Rençber, çiftçi.
İrey: Oy.
İşlik: Gömlek.

K

Kâh: Avarlıklardaki hafif çıkıntılara verilen ad.
Kakılı: Çok, yığılı.
Kekremsi: Tadı tuhaf.
Kendisi: Kadınların kocaları için kullandığı kelime.
Kinit: Kilit.
Köken: Bitki kökü.
Köklü: Bağ çubuklarının filizlenmiş hâli.
Kömeli: Tarlaların toplu hâlde olması.
Köskörtü: Köstebek.
Kösülmek: Yenilmek.
Lasdik: Lastik ayakkabı.
Mayalı: Küçük köy ekmeği.

M – N – O

Merkep: At veya eşek.
Motur: Traktör.
Nayla: Nasıl.
Nörün: “Ne yapıyorsun?”
O değilden: Dolaylı bir şey söylerken kullanılır.

Ö

Oturağ: Sandalye.
Öndüç: Daha sonra bir şey alma/verme anlamında.
Önüç: Önce.
Önüye: Öne doğru.
Örk: Yular.
Örtme: Ahır bölmesi.
Özden: Gerçekten.

P

Pırtı: Elbise.
Pontul: Pantolon.
Potin: Bot.
Pürçük: Pancar, turp yaprakları.

S – Ş

Saplık: Sap, sopa.
Siğirtmek: Koşmak.
Sırkatlı: Açıkça söylemek.
Singil: Uyuşuk.
Sülük: Fasulyenin yeni çıkmış hâli.
Sümeye: Öylesine.
Sündük: Davetsizce uzanan çocuk.
Şepene: Hileli iş yapan, pratik kişi.
Şeribela: Huysuz, kavga eden kişi.
Şoyannı: Yer-yön belirtmek için.

T – V – Y – Z

Timin: Az önce, demin.
Tomata: Domates.
Vay vanım vay: Gerçekleşmeyecek duruma ünlem.
Velesbit: Bisiklet.
Yadeysse: Yapmazsan.
Yalak: Boş konuşan kişi.
Yalınayak: Hiç iş yapmadığı hâlde gündemde kalan.
Yanpiş: Yassı, yan yana.
Yarntası gün: İki gün sonrası veya geçmişi.
Yeni yaka: Yeni evli.
YığılI: Çok, kalabalık.
Yudum: Yıkadım.
Zibidi: Boş gezen, berduş tip.

Konya Şehir İçinden Derlenen Deyimler – Konya

  • Deveyi yatırdın, golan dokumaya gitdin.
  • Aş daşdı, avrat şaşdı.
  • Konya’nın tozu, Sille’nin gizi, Koçhisar’ın tuzu.
  • Hayır oğlu’nun odası, Güçcük köğün nodası, Garkın’ın edası.
  • Baş böyük dövlet, ayak böyük mihnet.
  • Başı böyük olanın, aklı da böyük olur.
  • Hacı hacıyı Mekge’de, gidi gidiyi tekgede bulur.
  • Ecel geldi cihana, baş ağrısı mahana.
  • Yansın bal mumları yansın; alacaklı da benim …. alsın.
  • Dert adamı ağladır, aşk adamı söğledir, kişiliğini evde giydirir.
  • Gavgaya başımız, gavgaya dişimiz alışsın.
  • Ne çok versin şaşırtsın, ne az versin düşürdürsün.
  • Dalı göyneksiz, yüzü örneksiz.
  • Başı yumuşak.
  • Hakbayram sanır.
  • Zabahı gözel İstanbul.
  • Ben hadımım dirimde, O, oğlun uşağın gaç dir.
  • Analar daş yisin, yarım beş yisin.
  • Aferim delisi.
  • Babamın öleceğini bilseydim, bir soğan ekmeğe değişirdim.
  • Cark didikçe su, curk didikçe ekmek.
  • Garşıdan er gelmeli, yanağına ter gelmeli.
  • Oğlan içinde gızıl eşşek.
  • Gız içinde gızıl iplik.
  • Yazın padişahın devesi bile yalınayak gezer.
  • Yazın dağlar misafir alır.
  • Yazın kölge iyi olur, hoş olur; gışın çuval boş olur.
  • Yük eşşeği gibi.
  • Köğ yiri, göl yiri.
  • İyi oda, hoş oda, içi dolu boş oda.
  • Aviren kedisi gibi
  • Az yaşlı, toklu başlı değilsin.
  • Laf uşakda, baba eşşekde.
  • Avrat assiye.
  • Ev ev üsdünde olurmuş da, il ilin üsdünde olmazımış.
  • Bir dosdum var, bir de gara posdum var.
  • Allah’dan gorkmayan daşınan demir.
  • Yöğrük at yini gendi artırır.
  • Tiryakiysen dabaka daşı; otlaycıysan g….nü gaşı.
  • Denizde gum, bizde para; çıra yak metelik ara.
  • Ayasofu’nun badem ağacı gibi.
  • Apdal Ismayıl’ın yağmurluğu gibi.
  • Gıpı köpeği.
  • Doluya gor almaz; boşa gor dolmaz.
  • Müslüman guşusun kilisede ne aran, gâvur guşusun, putun üstüne ne işen?
  • Dün bir, böğün iki; acaba yolda mı ki?
  • Gözüm bakar, göğnüm çeker.
  • Ölek mi, görek mi?
  • Bağ bağda, dağ dağda; tava delik, iş yağda.
  • Ekmeksiz evden iyi.
  • Gır atın yanında duran ya huyundan, ya suyundan.
  • Habada bir, dibada giyene; gözel de bir, çikin de bir sevene; acı da bir, datlı da bir yiyene.
  • Benden ırak olsun, cehendemde direk olsun.
  • Yazın ayransız, gışın yorgansız yola çıkma.
  • Dükgân gapısı, hak gapısı.
  • Alacağına şahin, vereceğine garga.

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: Ö Harfi

öküz – büyükbaş hayvan, boğa veya inek
“Köyde üç öküz tarlada çalışıyordu.”

öküzgözü – öküzün gözü
“Öküzgözü parlaktı ve temizdi.”

öküzkulağı – bitki türü
“Bahçede öküzkulağı yetişiyordu.”

öl – var ol, ölmek anlamında
“İnek ölecek diye korktuk.”

ölçü – ölçme aracı veya kıstas
“Buğdayı ölçü ile tarttılar.”

ölçmek – boyutunu veya miktarını belirlemek
“Tarlayı metre ile ölçtüler.”

ölçücü – ölçen kişi veya araç
“Ölçücü tarladaki mesafeyi aldı.”

ölçüm – ölçme işlemi
“Toprak nemini ölçüm yaptık.”

ölçümlük – ölçmeye uygun, küçük ölçü
“Ölçümlük torba hazırlandı.”

önder – yol gösteren, lider
“Köyün önderi muhtardı.”

önderlik – liderlik, yol gösterme
“Önderlik köylülerin güvenini kazanmıştı.”

öne çıkmak – lider olmak, fark yaratmak
“Genç köylü öne çıktı tarlada.”

öncelik – ilk sıra, önem
“Toprak işlerinde öncelik çocuklara verildi.”

öncelikli – önceliği olan
“Öncelikli iş tahıl biçmekti.”

önem – değer, kıymet
“Toprak köylü için önemlidir.”

önemli – değerli, kıymetli
“Önemli işler sabah yapılırdı.”

önemseme – önem verme
“Küçük işlere önemseme yapılmadı.”

önlemek – engellemek
“Su taşmasını önledik hendekle.”

önlem – tedbir, önlem alma
“Köylüler sel için önlem aldı.”

önlemli – tedbirli, dikkatli
“Önlemli köylü tarlaya gitti.”

önsöz – giriş yazısı
“Eski kitapta önsöz vardı.”

öpek – eski dilde öpücü, sevgi göstergesi
“Çocuk dedesini öpecek şekilde koştu.”

öpmek – dudakla sevgi göstermek
“Anne çocuğunu öptü.”

öpücük – sevgi gösterisi
“Çocuk öpücük aldı annesinden.”

ör – dokumak, örgü yapmak
“Köylü kadın çorap örüyordu.”

örücü – örme işi yapan kişi
“Örücü sabah işe başladı.”

örgü – dokuma, örme işi
“Evde örgü işleri vardı.”

örgüt – topluluk, düzenli grup
“Köyde küçük bir örgüt vardı.”

örgütlenmek – topluluk oluşturmak
“Köylüler kendi aralarında örgütlendi.”

ördek – su kuşu
“Köy göletinde ördekler vardı.”

ördekci – ördeklerle ilgilenen kişi
“Ördekci sabah yem verdi.”

örs – demir işlerinde kullanılan temel, örs taşı
“Demirci örs üzerinde çalıştı.”

örtmek – kapamak, gizlemek
“Odadaki eşyaları örtmek gerekiyordu.”

örtü – kaplama, üstüne konan şey
“Masanın örtüsü temizdi.”

örtücü – örten, kaplayan
“Örtücü bez hazırdı.”

örük – iplik, örgü malzemesi
“Kadın örük hazırladı dokuma için.”

öte – öbür taraf, uzak yer
“Öte köye gidildi pazara.”

öteki – diğer, başkası
“Öteki inekler ahıra girdi.”

ötesi – öbürü, ilerisi
“Köyün ötesi dağlarla çevriliydi.”

ötesinde – öbür tarafında
“Nehrin ötesinde orman vardı.”

ötelemek – ileri almak, ertelemek
“Toplantıyı ötelemek zorunda kaldılar.”

ötmek – ötmek (kuş sesi)
“Kırlangıç sabah ötüyordu.”

ötücü – öten, ses çıkaran
“Ötücü kuş ağaçtaki dallarda şarkı söyledi.”

ötülmek – sesin yayılması
“Horoz ötülmekteydi sabahleyin.”

övgü – methiye, övme
“Köyde iyi iş yapanlara övgü yapıldı.”

övülmek – övgü almak
“Çocuk dedesi tarafından övülmek istedi.”

övmek – methetmek
“Kadın yeni ekini övüyordu.”

özen – dikkat, titizlik
“Tarla işlerinde özen gösterildi.”

özenli – titiz, dikkatli
“Özenli köylü sabah işe başladı.”

öz – asıl, temel, kök
“Öz işini yaptı köylü.”

özbek – Özbek halkına ait
“Özbek düğünleri köyde anlatıldı.”

özde – aslında, öz olarak
“Özde köylü her sabah çalışır.”

özellikle – bilhassa, özellikle
“Özellikle sabahleyin tarlaya çıkılırdı.”

özlem – hasret, arzu
“Uzaktaki köylüye özlem vardı.”

özlemek – hasret çekmek
“Anne çocuğunu özledi.”

özgü – kendine özgü, has
“Bu topraklar köylüye özgüydü.”

özgün – aslına uygun, özgün
“Özgün el işi beğenildi.”

özlük – kişisel hak ve belgeler
“Köyde özlük işleri kayıt altındaydı.”

özveri – fedakârlık, adanmışlık
“Köylüler işlerine özveri gösterirdi.”

özümsü – öz gibi, özünü andıran
“Özümsü tat köy meyvelerinde vardı.”

öbek – yığın, topluluk
“Tarlada odun öbekleri vardı.”

öbeklemek – yığın hâline getirmek
“Odunları öbekledik depoya.”

öbür – diğer, öteki
“Öbür inekler ahıra girdi.”

öç – intikam, cezalandırma
“Köyde öç almak söz konusu değildi.”

öç almak – intikam almak
“Köylüler haksızlığa öç almazdı.”

öçlü – intikamcı, hesap soran
“Öçlü kişi köyde nadirdi.”

ökkeş – iri ve sağlam
“Ökkeş inek tarlada çalıştı.”

ökçü – ökçe ile ilgili iş yapan
“Ökçü sabah işine başladı.”

ölçüt – kriter, standart
“Hasat için ölçüt belliydi.”

ölçütlü – kriterli, standartlı
“Tarlada ölçütlü iş yapıldı.”

öğüt – nasihat, tavsiye
“Dede öğüt verdi gençlere.”

öğütmek – ezmek, toz hâline getirmek
“Buğdayı taş değirmeninde öğüttüler.”

öğütücü – öğüten kişi veya alet
“Öğütücü sabah işe başladı.”

öğün – yemek zamanı
“Öğün vakti geldiğinde herkes masaya oturdu.”

öğünmek – gurur duymak, övünmek
“Köylü işinde başarılı olup öğündü.”

öğütçü – öğüt veren kişi
“Öğütçü yaşlı dedeydi.”

özdeş – tamamen aynı, eş
“İki inek özdeş görünüyor.”

özdeşim – özde benzerlik
“Köylüler arasında özdeşim vardı.”

özkaynak – kendi malı, kendi sermaye
“Tarlaya özkaynak ile tohum alındı.”

özlemek – hasretini çekmek
“Köylü uzak akrabasını özledi.”

özgür – serbest, bağımsız
“Köylüler özgürce tarlada çalışıyordu.”

özlemli – hasretli
“Özlemli bakışlarla köye bakıyordu.”

özdeyiş – atasözü, özlü söz
“Dedeler özdeyiş anlattı çocuklara.”

özgüleme – kendine özgü davranış
“Köylü özgüleme yaptı tarlasında.”

öbekli – yığın hâlinde
“Odun öbekli şekilde duruyordu.”

öçlü – hesap soran, intikamcı
“Öçlü kişi köyde nadirdi.”

övgücü – övgü yapan
“Övgücü köylü işleri överdi.”

özdeşlik – eşitlik, aynı olma
“İki ürün arasında özdeşlik vardı.”

öbekleme – yığın hâline getirme
“Tarladaki taşları öbekleme yaptık.”

özenti – taklit, görgü gösterme
“Küçük çocuk özenti yapıyordu.”

ötelemek – ileri almak, ertelemek
“Toplantıyı öteledik köyde.”

ötmek – kuş sesi çıkarmak
“Horoz ötüyordu sabahleyin.”

ötkür – keskin, sivri
“Bıçak ötkürdü, dikkatle kullanıldı.”

öğünç – gurur duyulan şey
“Buğday hasadı köyün öğüncüydü.”

özenle – dikkatli bir şekilde
“Özenle tarlaya ekim yapıldı.”

öbelek – küçük yığın
“Odun öbelek hâlinde dizildi.”

ötesinde – öbür tarafında
“Nehirin ötesinde orman vardı.”

özet – kısa ve önemli bilgi
“Toplantının özeti köylülere anlatıldı.”

özlük – kişisel hak ve belge
“Köyde özlük işleri kayıtlıydı.”

Yazıyı Değerlendirin

Değerlendirmeler (0)

Değerlendirme yok

ilgili yazılar

Burdur Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Burdur Şivesi Sözlüğü (A–Z) A Abam – Ablam Aboo – Aman ya!...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: A Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: A Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

Bolu Şivesi Ağızlar Sözlüğü

BOLU ŞİVESİ KELİMELERİ (A–Z) A Acık: Azıcık Afır: Hayvan yemi konulan uzun,...

Tokat Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Tokat Ağzında Söylenen Kelimeler - Tokat şivesi Ağartu - Ayran Ağleş...

Uşak Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Uşak Şivesi Aba : Abla Acıg : Birazcık Alaf : Ateş Angıt :...

Ardahan Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Ardahan Ağzı A ABURSUZ: Rezil AĞBUN: Gübre AĞZINI GÖZÜNÜ TUZ GİBİ YALAMAK: Çok...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: H Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: H Harfi hırslı – çok isteyen,...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: D Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: D Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

Ankara Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Aygamber:ay çiçeği Afad:afed Alav:ateş Ayalama:harmanda kullanılar ahşap gereç Alıcının körü:kızgınlık esnasında sarf edilen...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: C Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: C Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

Ordu Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Ordu'nun kendine özgü halk şivesi vardır. Halkın yıllardan beri...

Kütahya Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

KÜTAHYA VE YÖRESİ AĞIZ ÖZELLİKLERİ 1. Ünlü Değişmeleri a) Ünlü...

İlginizi Çekebilir