
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: C Harfi
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: C Harfi
- Cerek – İnce uzun ağaç / uzun boylu kişi; “Bahçede bir cerek çıktı gövdesi uzundu.” — (Ege / Aydın)
- Cıbır – Kılı yeni kesilmiş keçi; züğürt; “Cıbır keçi tarlanın kenarında otladı.” — (İç Anadolu)
- Cıvıltı – Kuş sesi, çiğ sesi; “Sabah cıvıltı sesi duyuldu bahçede.” — (Ege)
- Cırbıt – Göz kenarlarında biriken kir tabakası; “Yaşlı adamın gözünün cırbıtı sabah yıkanmamıştı.” — (Doğu Anadolu / Erzurum)
- Cüce – Küçük, bodur; genellikle bitki veya ağaç için; “Bahçedeki cüce elma ağacı çok meyve verdi.” — (İç Anadolu)
- Cemel – Karışık, karmakarışık durum; “Tarlada cemel işler birikti yağmurdan sonra.” — (Güneydoğu)
- Cömertik – Cömertlik hali, eli açık olma durumu; “Köylü cömertik gösterdi misafirine.” — (Doğu Anadolu)
- Cangar – Yarım yamalak iş yapılmış, eksik; “Cangar yapılmış duvar rüzgârla çöktü.” — (İç Anadolu)
- Cevizleme – Ceviz toplama işi; “Cevizleme zamanı köylüler sabah erkenden çıktı.” — (Karadeniz / Giresun)
- Cumalık – Cuma günüyle ilgili; “Cumalık namazına köy camisinde toplandılar.” — (Ege)
- Cırılcır – Çıtır çıtır, ince ses; “Odun sobada cırılcır yanıyordu.” — (Ege)
- Cırpış – Hafif çarpma, tıklama sesi; “Kapının cırpışı çocukları uyandırdı.” — (Ege)
- Cıncık – Küçük, önemsiz şey; “Cıncık taşlar yolu kapladı.” — (İç Anadolu)
- Cırıt – İnce ses; “Odun cırıt etti sobada.” — (Ege)
- Cangıl – Yoğun çalılık, ormanlık alan; “Cangıla dalmadan yol alınmaz.” — (Doğu Anadolu)
- Cıkmak – Hafif çıkmak, çıkıntı yapmak; “Taş biraz cıkmıştı yoldan.” — (İç Anadolu)
- Cömbüş – Eğlence, şenlik; “Köyde cömbüş vardı bayramda.” — (Akdeniz / Adana)
- Cevher – Değerli şey, tohum veya taş; “Cevher tohum tarlaya serildi.” — (Ege)
- Cırıtı – Çıtır çıtır ses; “Cırıtı gece boyunca sürdü.” — (Ege)
- Cıcı – Küçük, sevimli; “Cıcı tavşak bahçede koştu.” — (İç Anadolu)
- Cıpır – Taze, yeni; “Cıpır ekmek sabah pişti.” — (Güneydoğu / Urfa)
- Cıpırdak – Kıpır kıpır, hareketli; “Çocuklar cıpırdak oynadı tarlada.” — (İç Anadolu)
- Cıngıl – Taşlı, çakıllı yer; “Cıngıl yol yürümeyi zorlaştırdı.” — (Ege)
- Cıvıl – Şen, canlı; “Cıvıl köy kahvesinde sohbet vardı.” — (Akdeniz / Hatay)
- Cırıtlamak – Çıtır çıtır ses çıkarmak; “Odun cırıtladı sobada.” — (Ege)
- Cıvık – Sulu, akışkan; “Cıvık çamur tarlayı kapladı.” — (Ege)
- Cevizli – Cevizli ürün; “Cevizli börek sabah pişti.” — (İç Anadolu)
- Camaş – Çamaşır; “Camaş sabah asıldı iplere.” — (Ege)
- Cırt – Çıt, tıklama; “Kapı cırt yaptı.” — (Akdeniz / Adana)
- Cümbüş – Eğlence; “Köyde cümbüş vardı bayramda.” — (Akdeniz / Hatay)
- Cüceleşmek – Küçülmek; “Cüceleşmiş ağaç bahçede kaldı.” — (İç Anadolu)
- Cangılcı – Çalılıkta yaşayan veya işleri yapan; “Cangılcı keçiler ormana gitti.” — (Doğu Anadolu)
- Cıvırtı – Hafif ses; “Cıvırtı odun sobada duyuldu.” — (Ege)
- Cımkır – Ufak, kırıntı; “Cımkır ekmekleri sobaya attılar.” — (İç Anadolu)
- Cıpıl – Taze, canlı; “Cıpıl fasulye toplandı bahçede.” — (Ege)
- Cıncık – Önemsiz küçük şey; “Cıncık taşlar yolu kapladı.” — (İç Anadolu)
- Cıkıt – Çıkıntı; “Taşın cıkıtı tökezletti.” — (Ege)
- Cıbıl – Küçük, sevimli hayvan; “Cıbıl kedi tarlada oynadı.” — (Güneydoğu / Urfa)
- Cökmek – Çökme, batma; “Yağmurdan sonra yol çöktü.” — (İç Anadolu)
- Cevherli – Değerli, önemli; “Cevherli tohum tarlaya serildi.” — (Ege)
- Cekilmek – Sıkışmak, geri çekilmek; “Köylüler taşın altından cekildiler.” — (Doğu Anadolu)
- Cibinlik – Örtü, sineklik; “Cibinlik yatağın üstüne asıldı.” — (Akdeniz / Hatay)
- Cımcık – Ufak parça; “Cımcık ekmek sobaya atıldı.” — (Ege)
- Cırık – Eskimiş, yıpranmış; “Cırık çuval samanla dolduruldu.” — (İç Anadolu)
- Cıldırmak – Aşırı öfkelenmek; “Köylü, ineği kaçınca cıldırdı.” — (Doğu Anadolu)
- Cığlık – Yüksek ses, bağırma; “Çocuk cığlık attı bahçede.” — (Güneydoğu / Urfa)
- Cımbız – Küçük pense, alet; “Tarladaki böcekleri cımbızla aldılar.” — (Ege)
- Cırpıt – Hafif tıklama; “Kapının cırpıt sesi duyuldu sabah.” — (İç Anadolu)
- Cüruf – Artık, kalıntı; “Odunun cürufu bahçeye serildi.” — (Doğu Anadolu)
- Cıvılt – Küçük ses, kıpırdama; “Cıvılt tarlada duyuldu sabahleyin.” — (Akdeniz / Adana)
- cağ – et şişi
“Köyde akşam cağ kebabı yaptık.” - cağlık – küçük şiş
“Eti cağlığa dizip ateşe koydular.” - cakka – çabucak
“Cakka bitirdi işi.” - cakırtı – küçük kırılma sesi
“Kapıdan bir cakırtı geldi.” - calap – şekerli su
“Sıcakta bir tas calap iyi gider.” - calp – sahte
“Bu mal calp, sakın alma!” - camba – kavun türü
“Bu yıl cambalar çok tatlı çıktı.” - cana – akraba
“Cana bizim eve misafir geldi.” - canavarca – güçlü, sert
“Adam kapıyı canavarca itti.” - cangırdamak – sert ses çıkarmak
“Teneke rüzgârda cangırdadı.” - cansızca – bitkin şekilde
“Çocuk derse cansızca geldi.” - capak – kir, çapak
“Gözünde biraz capak var.” - capul – karışık kalabalık
“Sokak capul doluydu.” - carlamak – yüksek sesle bağırmak
“Kadın kapıda carladı.” - carpık – yamuk
“Dikilitaş carpık duruyor.” - cavlamak – bağırmak
“Çocuklar dışarıda cavlıyor.” - cavurmak – ses çıkarmak
“Makine çalışınca cavurdu.” - cayır – ateş sesi
“Odun cayır yanıyordu.” - caz – hoş, güzel
“Bu kızın konuşması çok caz geldi bana.” - cazgır – bağırıp çağıran
“Pazarın girişinde bir cazgır vardı.” - cazırtı – tıkırtı
“Gece kapıdan cazırtı geldi.” - cız – sıcak nesnenin sesi
“Yağ cız etti.” - cızbız – mangal köfte
“Hadi cızbız yapalım.” - cızlamak – hafif yanmak
“Tava cızladı.” - cıkırdamak – küçük ses çıkarmak
“Tahta kapı cıkırdadı.” - cılda – ince toprak
“Bahçenin üstünde cıldı var.” - cıldırmak – sinirlenmek
“Adam cıldırdı sonunda.” - cılık – ince ses
“Kuş cılık cılık öttü.” - cılız – zayıf
“Cılız bir ışık yanıyordu.” - cımbar – büyük pens
“Tel için cımbar getirdim.” - cımkırmak – kapmak
“Kedi eti cımkırdı.” - cıncık – boncuk
“Küpesine cıncık takmış.” - cıncır – küçük böcek
“Toprağın içinde cıncırlık var.” - cıngar – kavga
“Mahallede yine cıngar çıktı.” - cıngıldamak – tinkle
“Anahtar cıngıldadı.” - cıngırak – zil
“Koyunun boynunda cıngırak vardı.” - cıntık – azıcık
“Bir cıntık tuz yeter.” - cıngıl – çalgı
“Düğünde cıngıl çaldılar.” - cıp – hafif vuruş
“Top cama cıp diye çarptı.” - cıpcız – bomboş
“Depo cıpcız kalmış.” - cırt – yırtılma sesi
“Pantolon cırt diye yırtıldı.” - cırtlak – tiz ses
“Cırtlak bir sesle çağırdı.” - cırtmak – koparmak
“Dal budağını cırttı.” - cılıkmak – ışımak
“Güneş cılık cılık parladı.” - cıngıldak – küçük zil
“Bebek cıngıldakla oynadı.” - cırık – yırtık
“Cırık ayakkabı giyiyor.” - cırlamak – ince sesle bağırmak
“Kedi cırladı.” - cırıltı – ince gıcırtı
“Sandalyeden cırıltı geldi.” - cırnak – tırnak
“Cırnağını kes!” - cırnık – küçük böcek türü
“Unun içinde cırnık çıkmış.” - cırtık – yırtık
“Kese cırtık olmuş.” - cıvga – kirli su
“Yağmurdan sonra cıvga kaldı.” - cıvıl – küçük ses
“Kuşlar cıvıl cıvıl öttü.” - cıvımak – bozulmak
“Hamur cıvımış.” - cıvıltı – kuş sesi
“Sabah cıvıltı uyandırdı.” - cıya – tepe, dağ (Doğu)
“Cıyanın ardında koyunlar var.” - cıyaklamak – ince bağırmak
“Çocuk cıyakladı.” - cazırdamak – sert ses çıkarmak
“Odunlar cazırdadı.” - cazgırlık – bağırma işi
“Pazarda cazgırlık yapıyor.” - cebel – yük
“Eşeğe cebel yüklemişler.” - cefa – eziyet
“Bu iş cefa oldu bize.” - cehil – bilgisizlik
“Cehil insanı yorar.” - cek – küçük parça
“Bir cek ekmek verdi.” - celik – yılan (bazı ağızlar)
“Bahçede celik gördük.” - cemik – çene
“Cemiği ağrıyor.” - cende – ufacık şey
“Çantada cende bir şey buldum.” - cenger – kavga
“Köy meydanında cenger çıktı.” - cenk – savaş
“Cenk türküsü söyledi.” - cennik – su birikintisi
“Yolda cennik kalmış.” - ceplemek – saklamak
“Parayı ceplemiş.” - çapak – kir
“Gözünde çapak var.” - çapulca – alelacele
“Çapulca geldi geçti.” - çavuş – yardımcı
“Tarlada çavuş lazım.” - çayık – tekne
“Balıkçılar çayığa bindi.” - ceyiz – gelin eşyası
“Ceyizi odada duruyor.” - cibinlik – sineklik tülü
“Yazın cibinlik kuruyoruz.” - cibilliyet – soy, karakter
“Onun cibilliyeti iyidir.” - cıllık – balçık
“Ayaklar cıllığa battı.” - cimcime – hareketli kadın/çocuk
“O da tam bir cimcime.” - cimcik – çimdik
“Omzuma cimcik attı.” - cinavar – dev gibi
“Cinavar gibi adam.” - cingöz – açıkgöz
“O çocuk çok cingöz.” - clav – gölge (Doğu)
“Ağacın clavu serindi.” - cingırtı – gacırtı
“Kutu cingırdadı.” - ciris – deriden yapılan ip
“Hayvanı cirisle bağladılar.”

