
Ordu’nun kendine özgü halk şivesi vardır. Halkın yıllardan beri süregelen dil alışkanlıklarına hala rastlanılmaktadır. Örneğin;
- Anuk- Nane bitkisi;
- Börülce- Fasulye;
- Cibe- Çorap örmeye yarayan 5 adet şiş;
- Esse – Doğru;
- Goruk- İçi boş fındık, ceviz;
- Göden- Kurbağa;
- Kopça- Düğme;
- Gıdık-Sepet;
- Keltek-Ayakkabı;
- Çaruk-Ayakkabı;
- Diyelmek-Beklemek
Yöre halkının kullandığı ay isimleri de şöyledir:
- Ocak : Zemheri
- Şubat : Gücük
- Mart : Mart
- Nisan : Abrul (Abul)
- Mayıs : Mayıs
- Haziran : Kiraz
- Temmuz : Orak
- Ağustos: Fındık
- Eylül : İstavrut
- Ekim : Avara
- Kasım : Goç
- Aralık : Garakış
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: Ü Harfi
üzüm – köy meyvesi
“Üzüm bahçede olgunlaştı.”
üçük – küçük, köyde eşya veya hayvan için
“Üçük tavuk kümeste geziyordu.”
üçleme – üç parçadan oluşan şey
“Bahçede üzümler üçleme halinde asılıydı.”
üfle – üfleme, köyde ocak veya ateş için
“Üfle sopayı, ateşi tutuştur.”
üflemek – hava üflemek
“Küçük çocuk sobayı üfledi.”
üfürük – köyde kötü ruh veya büyü için eski inanış
“Hastaya üfürük yapıldı iyileşsin diye.”
ügür – uğur, iyi şans
“Yeni ayda ügür getirsin diye dua ettiler.”
ügürlü – uğur getiren
“Ügürlü taş evi korudu.”
ügürsüz – uğursuz, kötü şans
“Yağmur ügürsüz oldu ekime.”
üleştirmek – bölüştürmek, köyde mahsul veya yiyecek
“Buğdayı ambarlara üleştirdiler.”
ülfet – yakınlık, sevgi
“Köylüler arasında ülfet vardı.”
ülfetli – samimi, sıcak ilişkili
“Ülfetli komşular sofraya çağırdı bizi.”
ülfetlenmek – yakınlaşmak, samimi olmak
“Çocuk hayvanlarla ülfetlendi.”
üle – eski dilde bir çeşit kap veya kapak
“Üle ile süt taşındı ahıra.”
ülke – köy, köy halkı anlamında eski kullanım
“Ülke sakinleri sabah tarlaya çıktı.”
üm – ümit, köyde beklenen şey
“Köylü yağa üm etti ekimden önce.”
ümitle – ümit ederek
“Ümitle beklediler mahsulü.”
ün – köyde şöhret veya tanınma
“Dede köyde ün sahibiydi.”
ünlü – tanınmış, köyde yetenekli kişi
“Ünlü çoban hayvanları yönetti.”
ünsüz – tanınmayan, köyde sıradan
“Ünsüz kişi köyün işlerini bilmezdi.”
ür – ürün, mahsul
“Tarladan ür toplandı sabahleyin.”
ürmek – korkmak, çekinmek
“Küçük çocuk karanlıktan ürktü.”
ürkek – ürken, çekingen
“Ürkek köpek ahırda saklandı.”
ürkütmek – korkutmak
“Çocuk köpeği ürküttü bağırarak.”
ürgü – köyde ip veya bağlama aracı
“Samanları ürgü ile bağladılar.”
ürgülemek – bağlamak, köyde ip ile sabitlemek
“Tavuğu ürgülediler kümeste.”
üslup – köyde konuşma veya davranış tarzı
“Dedenin üslubu köyde örnek alınırdı.”
üsul – yöntem, köyde tarım veya iş için
“Ekim üsulüne uyuldu tarlada.”
üsül – eski dilde yöntem veya yol
“Usül tarla hazırlığında kullanıldı.”
üş – soğuk hissetmek
“Küçük çocuk üşüdü sabah tarlada.”
üşümek – soğuktan etkilenmek
“Baba sabahleyin üşüyerek tarlaya gitti.”
üşengeç – tembel, köyde iş için
“Üşengeç çocuk sabah tarlaya gitmedi.”
üşenmek – tembellik yapmak
“Çocuk bahçe işini yapmaya üşendi.”
üç – sayı, köyde eski kullanım
“Üç inek ahıra götürüldü.”
üçlemek – üç parça yapmak veya saymak
“Üçlemeyi sabah yaptılar bahçede.”
üçgen – üç köşeli, eski köy kullanımında eşya için
“Üçgen tahtalar çatıya yerleştirildi.”
üçer – üçer üçer, köyde ölçü
“Üçer yumurta topladılar kümesten.”
üçüncü – sıra, köyde iş veya ürün için
“Üçüncü sıra buğday ekildi tarlada.”
üzüm – köyde yetiştirilen meyve
“Üzüm bahçede olgunlaştı yazın.”
üzümlemek – üzüm toplamak veya sıralamak
“Bahçeden üzümler toplandı ve üzümlendi.”
üzümcülük – üzüm işi, bağcılık
“Üzümcülük köyün önemli işiydi.”
üzümcü – üzümle uğraşan kişi
“Üzümcü sabah bağa gitti.”
üzmek – üzülmek, köyde üzücü durum için
“Çocuk kaybolunca çok üzüldü.”
üzüntü – üzücü hâl
“Üzüntü yüzüne yansıdı sabahleyin.”
üzgün – üzüntülü
“Üzgün çocuk sessizce oturdu.”
üst – yukarı, köyde eşya veya yer için
“Ahırın üst kısmına saman kondu.”
üstlenmek – sorumluluk almak
“Baba tarlayı üstlendi sabahleyin.”
üstü – bir şeyin üst kısmı
“Kapının üstü tahta ile kaplandı.”
üstlük – üstünlük, köyde yetki
“Ahırın üstlüğü çobana aitti.”
üstün – yüksek, köyde yer veya eşya
“Üstün tepeye ev inşa edildi.”
üstü örtmek – üzerini kaplamak
“Samanı üstü örtü ile kapladılar.”
üşemek – soğuktan etkilenmek
“Küçük çocuk sabah üşemişti.”
üşütmek – soğuğa maruz bırakmak
“Yağmur çocuğu üşüttü.”
üşütük – soğuktan etkilenen, hafif hastalık
“Üşütük hasta yatıyordu evde.”
üzer – üst, köyde eşya veya yer için
“Üzer tahtayı yerleştirdiler.”
üzerine – üstüne, köyde yer veya eşya için
“Samanı çuvalların üzerine koydular.”
üzmek – birini moral veya ruhen üzmek
“Çocuk küçük kardeşi üzmüştü.”
üzücü – üzüntü veren, köyde durum veya olay
“Üzücü haber köyü etkiledi.”
üzülmek – moral bozulmak
“Çocuk üzülerek evin köşesine oturdu.”
üzüm – köy meyvesi
“Üzüm bağları baharda filizlendi.”
üzüm bağlamak – üzüm dikmek veya düzenlemek
“Bahçeye yeni üzüm bağları bağladılar.”
üçgenlemek – üçgen yapmak veya düzenlemek
“Tahtaları üçgenleyerek çatıya koydular.”
üçüncü – sıra veya konum
“Üçüncü inek ahıra alındı.”
üçleştirmek – üç parça hâline getirmek
“Kömürleri üçleştirdiler odunlukta.”
üflemelik – üflenebilen, köyde ateş veya tütsü için
“Üflemelik soba hazırlandı.”
üflemek – hava üflemek
“Küçük çocuk sobaya üfledi.”
üfleyiş – üfleme eylemi
“Üfleyiş sobayı tutuşturdu.”
üfleyici – üfleyen
“Üfleyici çocuk ateşi yaktı.”
üfürük – köyde kötü ruh veya büyü için
“Üfürük hastaya yapılırdı.”
ügür – uğur, iyi şans
“Ügür getirsin diye taş seçtiler.”
ügürlü – uğur getiren
“Ügürlü taş kapıya kondu.”
ügürsüz – uğursuz, kötü şans
“Yağmur uğursuz oldu ekime.”
ülke – köy veya köy halkı
“Ülke sakinleri tarlaya çıktı.”
ülkelik – köy ile ilgili durum
“Ülkelik işler sabah başladı.”
ülkü – amaç, köyde iş veya davranış için
“Amacımız tarlayı ekmekti, bu bizim ülkümüzdür.”
ülküler – amaçlar, köyde hedefler
“Ülküler gerçekleşti köy halkı için.”
ün – köyde şöhret veya tanınma
“Dede köyde ün sahibiydi.”
ünlü – tanınmış kişi
“Ünlü çoban hayvanları yönetti.”
ünsüz – tanınmayan
“Ünsüz kişi köy işlerine karışmazdı.”
ür – mahsul veya ürün
“Tarladan ür toplandı sabah.”
ürmek – korkmak
“Çocuk ürktü karanlıktan.”
ürkek – çekingen
“Ürkek köpek ahırda saklandı.”
ürkütmek – korkutmak
“Çocuk köpeği ürküttü.”
ürgü – bağlama aracı
“Samanları ürgü ile bağladılar.”
ürgülemek – bağlamak
“Tavuğu ürgülediler kümeste.”
üsul – yöntem, köyde tarım
“Ekim üsulüne uydular.”
üş – soğuk hissetmek
“Çocuk üşüdü tarlada.”
üşümek – soğuğa maruz kalmak
“Baba sabah üşüyerek tarlaya gitti.”
üşengeç – tembel
“Üşengeç çocuk tarlaya gitmedi.”
üşenmek – tembellik yapmak
“Çocuk bahçeyi yapmaya üşendi.”
üşütmek – soğuğa maruz bırakmak
“Yağmur çocuğu üşüttü.”
üşütük – soğuk nedeniyle hafif hastalık
“Üşütük hasta yatıyordu evde.”
üstat – usta, köyde iş veya zanaat sahibi
“Üstat marangoz kapıyı yaptı.”
üstatlık – ustalık hâli
“Üstatlık yıllar içinde kazanılır köyde.”
üstyapı – üst yapı, köyde bina veya çatı
“Ahırın üstyapısı sağlamdı.”
üstyüz – üst yüzey
“Üstyüz tahtalarla kaplandı.”
üstlük – üstünlük, köyde yetki
“Ahırın üstlüğü çobana aitti.”
üçgen – üç köşeli
“Çatının üçgen kısmı sağlamdı.”
üçleme – üç parça
“Üzüm üçleme olarak bağlandı.”
üçlük – üç parça hâli
“Ahırın kapısı üçlüktü.”

