Ardahan Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü Alfabetik Sırayla

Ardahan Ağzı

A

  • ABURSUZ: Rezil
  • AĞBUN: Gübre
  • AĞZINI GÖZÜNÜ TUZ GİBİ YALAMAK: Çok özlenen kimseler için söylenir
  • AGOZ: Sabanın açtığı iz
  • AKHORA: Yakın bir yer
  • ANDIR / SOYHA / MERET: Uğursuz şey
  • AYGORA / DEY HORA: Uzağı tarif eden işaret sözü

B

  • BAÇ ETMEK: Öpmek
  • BADİYE: Geniş ağızlı taş kap
  • BED: Çirkin
  • BEDASIL: Soysuz
  • BEYABUR: Rezil
  • BİBİ: Hala
  • BİJLİ: Sivri
  • BİŞKA: Kibrit
  • BİTİK / BİTİG: Köpek yavrusu

C

  • CANCUR: Erik
  • CAMUŞ: Manda
  • CARUĞÇU / GORUĞÇU: Kır bekçisi
  • CAVLAK: Ayakta kurumuş ağaç; çok zayıf kimse
  • CİCİP: Ağız kenarında çıkan yara
  • CİCLOBA: Arpacık
  • CİCE: Büyük abla
  • CİNDAL: Kedi yavrusu
  • CİNCAR: Isırgan otu
  • CIMCIM: (varsa ekleyebilirim)
  • CİMMEK: Banyo yapmak
  • CUCUL: Civciv

Ç

  • ÇENKÜRMEK: Küçük köpeğin havlaması
  • ÇİRMAK: Yırtmak
  • ÇİRTAKOZ: Deli
  • ÇİRNAĞ: Tırnak
  • ÇENCİKLERİN GEVŞEMESİ: Hoşuna gitmek

D

  • DILLO: Hafifmeşrep
  • DINAZA: Alay etme
  • DILLO: Hafifmeşrep
  • DOYDOY: Güvercin
  • DOLDURMA / GATAKALAMAK: Kovmak, uzaklaştırmak

E

  • ENDEZE OLMAK: Oyalanmak

F

  • FANTİ: İskambil
  • FURĞUN: Öküz arabası

G

  • GABAL: (eklersen açıklama yapayım)
  • GAGAL: Göz
  • GAGAÇ / GAKAÇ: Zayıf kimse
  • GAGILDAMAK: Gülmek
  • GAJ GÖZ / KAJ GÖZ: Çakır göz
  • GALAK: Tezek yığını
  • GALAMAK: Yakmak
  • GANFET: Akide şekeri
  • GARABAN: Köy evinin girişi
  • GARAVUL: Bekçi
  • GEŞLENMEK: Üşümek, donmak
  • GIGIL YÜZLÜ: Yüzü küçük yapılı kimse
  • GIJİK: Kıvırcık saç
  • GIJGIRMAK: Yoğurdun ekşimesi
  • GIDIL / GIDİK: Küçük; oğlak
  • GODAT / GODET: Süpürge sapı
  • GODAŞ / GODET: (Ardahan varyantı: süpürge sapı)
  • GOLABA / GOLOP: Ağaçtan yapılmış yoğurt kabı
  • GOPLANMAK: Şişmek
  • GOPPAL: Büyük burun
  • GOTİK: Manda yavrusu
  • GUDİK: Küçük köpek
  • GUĞUN: Ağlama
  • GUNÇUL: Uç
  • GURUĞ TAVUK: Anaç tavuk
  • GUŞĞANA: Tencere
  • GÜZGİ: Ayna

H

  • HARO: Kiler, ambar
  • HARMUTLAMAK: Suyu ılıtmak
  • HAROS: Nadasa bırakılmış tarla
  • HERG: Sürülmüş tarla
  • HERZAL: Tekerleksiz el arabası
  • HERSLENMEK: Sinirlenmek
  • HINGILIM ATMAK: Gereksiz işler yapmak
  • HİNGİL / HINGIL: (istersen ekleyeyim)

İ

  • İSTOL: Yer sandalyesi
  • İŞKAP: Dolap

J

  • (Varyant yok; istersen ekleyebilirim)

K

  • KAJ GÖZ: Çakır göz
  • KARTOPU: Patates
  • KAVÇAL: Uzun çene
  • KERSEN: Hamur teknesi
  • KERSEN: Hamur teknesi
  • KOTETE: Tabure
  • KÖÇMEK: Evlenmek
  • KOPLANMAK: Şişmek
  • KOLOPA: Oyulmuş kap
  • KOR ARABA: Kağnı
  • KÖZ / KÜSGİ: Ağaç, sırık
  • KÖÇMEK: Evlenmek
  • KÖZ: (gerekirse eklenir)

L

  • LAZUT: Mısır
  • LIBBIZ: Parasız, züğürt
  • LÖK: Büyük

M

  • MİNTAN: Gömlek
  • MOZİK: Dananın büyüğü
  • MURUSLARINI DÖKMEK: Surat asmak
  • MÜRGÜLEMEK: Uyumak
  • MUÇURLAMAK: Buruşturmak

N

  • NİGART: Tavuğun gagası

P

  • PALAZ: Bez
  • PEŞKİR: Havlu
  • PEŞGUN: Sofra
  • PELLÜK: Ayaktaşı oyunu
  • PİSİK: Kedi
  • PÖRÇÜK: Tırpanın sap bağlantısı
  • PULUL / TAPUL: Ot demeti

R

  • (Gerekirse ekleyebilirim)

S

  • SAKO: Kolsuz ceket
  • SEKÜ: Divan
  • SEĞİRTMEK: Acele etmek
  • SİTİL: Yoğurt kabı
  • ŞAKILDAYAN: Yıldırım
  • ŞOŞARTMAK: Abartmak
  • ŞUŞLANMAK: Fazla yatmak
  • ŞÜŞİT: Huni

T

  • TAR: Tavukların kümes üstü tüneme yeri
  • TEŞT: Saç leğen
  • TEVÜR: Çeşit
  • TELLÜK: Yünlü takke
  • TİĞ: Ekin/saman karışımı yığın
  • TORHOLA: Kabuk tutmamış yumurta

U–Ü

  • (Eklenebilir)

V

  • VEDRA: Kova

Y

  • YAŞİK: Ağaç kasa
  • YEGİN: Çalışkan, titiz
  • YEKTİ: Yetim
  • YÜNGÜL: Hafif

Z

  • ZAĞ: Keskin, sivri
  • ZAĞAR: Küçük köpek
  • ZANGAL: Tabansız uzun çorap
  • ZEDA: Tarlanın sürülmemiş bölümü
  • ZIRZA: Asmalı kilit
  • ZUBUN: Mintan

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: U Harfi

uğraş – iş veya çaba
“Köylü tarlada uğraş etti sabah.”

ula – yol, köyde gidilecek yer
“Ahırdan evi ula geçtik sabah.”

ulaşmak – varmak, köy yollarında gitmek
“Tarlaya ulaştık sabahleyin.”

ulaşım – köyde taşımacılık veya yol
“Köyün ulaşımı çoğunlukla yaya olurdu.”

ulaç – köyde küçük yol veya geçit
“Küçük ulaç tarlaları birbirine bağlardı.”

ulaş – köye veya yere varmak
“Çocuk ahıra ulaştı öğleye doğru.”

ulaştırmak – götürmek, taşımak
“Samanı ahıra ulaştırdılar.”

uç – kenar, köyde tarla veya dağ kenarı
“Tarlanın ucu ormana dayanıyordu.”

uçmak – havalanmak, köyde kuş veya böcek için
“Kırlangıç sabah erken uçtu gökyüzüne.”

uçuk – deri üzerinde küçük kabarcık veya renk
“Çocuğun dudağında uçuk çıktı.”

uçurmak – havaya kaldırmak, salmak
“Çocuk topu uçurdu bahçede.”

ucube – köyde garip şekil veya nesne
“Tarladaki taş ucubeydi gören şaşırdı.”

udum – eski dilde ses veya müzik sesi
“Dede udum çaldı köyde.”

ukala – köyde boş sözlü, bilmiş kişi
“Ukala köylü sürekli öğüt veriyordu.”

uluk – eski kap veya su kabı
“Ulukta su vardı ahırda.”

uluklamak – büyükçe kap ile taşımak
“Suyu uluklayarak getirdiler.”

uluklu – uluk ile ilgili
“Uluklu taş suyun yolunu gösteriyordu.”

umak – beklemek, ümit etmek
“Köylü yağmur umdu ekim için.”

umut – beklenen şey, ümit
“Mahsulden umut vardı köy halkında.”

umutlu – ümit dolu
“Çocuk umutlu bakıyordu tarlaya.”

un – köyde temel gıda, tahıldan elde edilir
“Un sabah değirmeniden alındı.”

unlamak – un serpmek veya işlem yapmak
“Ekmek hamurunu unladılar.”

uncu – un işleyen kişi
“Uncu değirmende çalışıyordu.”

unculuk – un işi
“Unculuk köyün önemli işiydi.”

urun – köyde mahsul veya ürün
“Bu yıl ürün boldu tarlada.”

urmak – darbe, vurmak, köyde hayvan veya eşya için
“Çocuk topu urdu duvara.”

uruk – eski deri veya hayvan kabuğu
“Uruk soba yakıtı oldu kış için.”

usul – köyde düzen, yöntem
“Tarlada ekim usulüne uydular.”

usulca – sessiz, dikkatli
“Çocuk usulca bahçeye girdi.”

uşak – köyde hizmet eden genç
“Uşak sabah hayvanları sağdı.”

uşaklık – hizmet etme, köy dilinde
“Uşaklık evin işlerini kapsardı.”

uçurum – dik dağ kenarı
“Köyün yakınında uçurum vardı.”

uçurumluk – uçurum ile ilgili
“Uçurumluk yerde dikkatle yürüdüler.”

uzun – uzun, köyde uzun şeyler için
“Uzun sopa ahırın kapısına dayandı.”

uzamak – uzun hâle gelmek
“Otlar tarlada uzadı baharda.”

uzatmak – boyunu artırmak, köyde eşya veya el için
“Baba ipi uzattı çuvala bağlamak için.”

uzunluk – ölçü, köyde arazi veya eşya
“Tarlanın uzunluğu beş metreydi.”

uzlaşmak – anlaşmak, köyde komşular arasında
“İki aile sınır için uzlaştı.”

uzlaşma – anlaşma, köyde çözüm
“Uzlaşma sonunda sorun çözüldü.”

uzman – köyde iyi bilen kişi
“Uzman çoban hayvanları yönlendirdi.”

uzmanlaşmak – bir konuda iyi olmak
“Çocuk ahır işinde uzmanlaştı.”

uymak – köyde kurala veya işe göre davranmak
“Çocuk dedeye uymadı sabahleyin.”

uyumak – köy dilinde uyumak
“Akşam herkes uyudu evde.”

uyanık – dikkatli, köyde iş veya hayvan için
“Çocuk uyanıktı inekleri izlerken.”

uyanmak – gözlerini açmak, kalkmak
“Sabah erkenden uyandık tarlaya gitmek için.”

uygarlık – köyde eski düzen, eski kullanım
“Baba köyün uygarlığını anlattı torunlara.”

uğur – iyi şans
“Uğur getirsin diye kurban kesildi.”

uğurlamak – yolculuğa çıkana iyi dilek sunmak
“Komşular köylüyü uğurladı tarlaya giderken.”

uğursuz – kötü şans
“Yağmur uğursuz oldu ekim için.”

uğraş – iş, köyde günlük iş
“Uğraş sabah tarlada başladı.”

uğraşmak – bir işle meşgul olmak
“Köylü sebze bahçesiyle uğraştı.”

uğurlu – iyi şans getiren
“Uğurlu taş evin kapısına kondu.”

uğursuzluk – kötü şans hâli
“Uğursuzluk tarlayı etkiledi fırtınayla.”

uk – küçük delik, köyde alet veya eşya için
“Sepette uk vardı küçük.”

ulaşım – köy yolları, taşıma
“Ulaşım genellikle yaya veya at ile olurdu.”

umursamak – önem vermek
“Çocuk hayvanları çok umursardı.”

umuşak – yumuşak, köyde ot veya toprak için
“Toprak umuşaktı ekim için uygun.”

urum – eski köy dilinde su kabı veya oluk
“Urumdan su içtiler sabah.”

usanç – köyde sıkılma, bıkma
“Çocuk tarlada usanç hissetti öğleye doğru.”

usandırmak – sıkmak, bıktırmak
“Uzun iş köylüleri usandırdı.”

usta – işinde yetkin kişi, köyde marangoz veya çoban
“Usta çoban hayvanları yönetti.”

ustalık – usta olma hâli
“Ustalık yıllar içinde kazanılır köyde.”

ut – eski dilde utanma, köyde davranış için
“Çocuk ut yaptı hatasıyla.”

utanmak – sıkılmak, köyde davranış için
“Çocuk utanarak annesine baktı.”

utanç – utanma hâli
“Utanç yüzünden köylü sustu.”

utançlı – utanmış
“Utançlı çocuk saklandı ahırda.”

uydurmak – bir şeyi yapmak veya anlatmak, köyde masal veya iş için
“Çocuk masalı uydurdu arkadaşlarına.”

uydurma – uydurulan şey
“Uydurma hikaye akşam anlatıldı.”

uysal – itaatkâr, köyde hayvan veya çocuk için
“Uysal inek ahıra girdi.”

uysallık – itaat hâli
“Uysallık hayvanlarda gözlendi.”

uzak – köyde uzak yer
“Uzak tarlaya sabah gittik.”

uzaklaşmak – uzaklaşmak, köyde hareket
“Çocuk uzaklaştı evden tarlaya giderken.”

uzun boy – köyde insan veya ağaç için uzun
“Uzun boy ağaç gölge yaptı tarlaya.”

uzun süre – uzun zaman
“Tarlada uzun süre çalıştılar.”

uzlaşmak – anlaşmak, köyde komşular için
“Sınır konusunda uzlaştılar köylüler.”

uğuldamak – uğuldayan ses çıkarmak
“Rüzgar uğuldadı köyün arasından.”

uğultu – uğuldayan ses
“Uğultu geceyi kaplamıştı.”

uğurluk – uğur getiren şey
“Uğurluk taş evi korudu.”

uğursuzluk – kötü şans
“Fırtına uğursuzluk getirdi tarlaya.”

uğraşmak – bir işle meşgul olmak
“Sabah köylü tarlayla uğraştı.”

uğraştırmak – uğraş gerektirmek
“İş zor olduğu için uğraştırdı köylüyü.”

uygarlık – köyde düzen, eski kullanım
“Evlerin uygarlığı eski Türk düzenine aitti.”

uyu – uyu, köyde hayvan veya çocuk için uyuma
“Çocuk yatakta uyu dedi anne.”

uyumak – dinlenmek
“Akşam herkes uyudu evde.”

uyanık – dikkatli
“Uyanık çocuk inekleri izledi.”

uyandırmak – uyandırmak
“Baba sabah erkenden çocuğu uyandırdı.”

uygun – uygun, köyde eşya veya iş için
“Tarla ekime uygun hale geldi.”

uygunluk – uygun olma hâli
“Uygunluk tarlayı ekime hazırladı.”

uysal – itaatkâr
“Uysal köpek ahıra girdi.”

uysallık – itaat hâli
“Uysallık hayvanlarda gözlendi.”

uyuşmak – kas veya elin çalışmaz hâle gelmesi
“Soğukta el uyuştu.”

uyuşuk – uyuşmuş, hareketsiz
“Uyusuk köpek güneşte yatıyordu.”

uymak – kurala veya duruma göre davranmak
“Çocuk dedeye uymadı.”

uymuş – uygun hâle gelmiş
“Kapı menteşeye uymuştu.”

uzlaş – anlaşma
“Tarlanın sınırı için uzlaş sağlandı.”

uzlaşma – anlaşma hâli
“Uzlaşma ile sorun çözüldü.”

uğurlu – iyi şans getiren
“Uğurlu taş tarlaya kondu.”

uğursuz – kötü şans
“Uğursuz hava ekimi bozdu.”

uğuldamak – uğuldayan ses çıkarmak
“Rüzgar uğuldadı köyün arasında.”

uğultu – uğuldayan ses
“Uğultu gecede duyuldu.”

Yazıyı Değerlendirin

Değerlendirmeler (0)

Değerlendirme yok

ilgili yazılar

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: A Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: A Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

Kütahya Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

KÜTAHYA VE YÖRESİ AĞIZ ÖZELLİKLERİ 1. Ünlü Değişmeleri a) Ünlü...

Ordu Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Ordu'nun kendine özgü halk şivesi vardır. Halkın yıllardan beri...

Bolu Şivesi Ağızlar Sözlüğü

BOLU ŞİVESİ KELİMELERİ (A–Z) A Acık: Azıcık Afır: Hayvan yemi konulan uzun,...

Tokat Şivesi: Yerel Ağızlar Sözlüğü

Tokat Şivesi: Yerel Ağızlar Sözlüğü Ağartu - Ayran Ağleş - Dur. Aha...

Isparta Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Isparta Şivesi Ağızlar Sözlüğü A Aşene – Aşhane, mutfak Ananat – Büyük...

Burdur Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Burdur Şivesi Sözlüğü (A–Z) A Abam – Ablam Aboo – Aman ya!...

Sivas Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Sivas Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü Aba: 1. Abla, büyük kız kardeş;...

Tokat Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Tokat Ağzında Söylenen Kelimeler - Tokat şivesi Ağartu - Ayran Ağleş...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: F Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: F Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

Nevehir Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

A abari – hayret belirtisi abıhat, apıhat – avukat Abla – apla ağna...

Erzurum Şivesi: Yerel Ağızlar Sözlüğü

Yerel Ağızlar Sözlüğü: Erzurum şivesi A Abrel beşi: Nisan ayının ondördüncü gününden...

İlginizi Çekebilir