
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: E Harfi
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: E Harfi
| Kelime | Anlamı | Örnek Cümle + Yöre |
|---|---|---|
| Ecek | Sıcak hava | “Sabah ecek geldi, tarlaya çıkamadık.” — Ege |
| Ekşi | Tadı ekşi olan | “Ekşi elma sabah kahvaltıda yendi.” — İç Anadolu |
| Elik | Elek, süzgeç | “Unu elik ile elediler.” — Ege |
| Elikmek | Süzmek | “Suyu elikmek için tülbent kullandılar.” — Doğu Anadolu |
| Elmaç | Küçük elma | “Bahçede elmaç topladık.” — Ege |
| Enlik | Genişlik | “Tarlanın enlik kısmı daha verimliydi.” — İç Anadolu |
| Etek | Arazinin alt kısmı | “Dağın eteğine ev yapıldı.” — Karadeniz |
| Erik | Meyve türü | “Erik topladık sabahleyin.” — Ege |
| Eşe | Eşek | “Eşe sabah yük taşımaya çıktı.” — İç Anadolu |
| Evlek | Küçük ev | “Evlek tamir edildi köyde.” — Doğu Anadolu |
| Ecel | Ölüm | “Yaşlı adamın eceli geldi.” — İç Anadolu |
| Esmek | Rüzgârın esmesi | “Sabah rüzgâr esmekteydi.” — Karadeniz |
| Esinti | Hafif rüzgâr | “Bahçede serin esinti vardı.” — Ege |
| Etlik | Etlik hayvan | “Etlik kuzu kesildi bayramda.” — İç Anadolu |
| Evcil | Evde beslenen | “Evcil tavuklar kümeste gezdi.” — Ege |
| Eşik | Kapı altı, sınır | “Eşiği temizlediler sabahleyin.” — İç Anadolu |
| Ekin | Ekim yapılacak ürün | “Tarlaya ekin ektik.” — Doğu Anadolu |
| Ekinci | Ekinle uğraşan kişi | “Ekinci sabah tarlaya çıktı.” — İç Anadolu |
| Erken | Sabah erken | “Erken kalkıp tarlaya gittiler.” — Ege |
| Etim | Benim etim, yiyecek | “Etim hazır sabah sofrada.” — İç Anadolu |
| Eynek | Gözlük | “Eynek takıp okumaya başladı.” — Ege |
| Eş | Karı, koca | “Köyde eşler sabah çalıştı.” — İç Anadolu |
| Eşiklemek | Sınır çizmek | “Tarlayı eşikledik sabah.” — Doğu Anadolu |
| Eylül | Ay adı | “Eylül geldi, hasat zamanı.” — Ege |
| Evlat | Çocuk | “Evlat tarlada çalıştı sabahleyin.” — İç Anadolu |
| Elçek | Süzgeç, elek | “Un elçekten geçirildi.” — Ege |
| Ekvermek | Ters çevirmek | “Çuvalı ekverdik tarlada.” — İç Anadolu |
| Ece | Kadın, hanım | “Ece sabah köyde dolaştı.” — Doğu Anadolu |
| Elbet | Mutlaka | “Elbet sabah yağmur duracak.” — Ege |
| Emecek | Emici şey | “Toz emekçi ile alındı.” — İç Anadolu |
| Eşiktaş | Eşik taşı | “Eşiktaş yerine kondu.” — Karadeniz |
| Ermek | Olgunlaşmak, yetişmek | “Elmalar erdi bahçede.” — Ege |
| Elbise – Giysi | “Elbise sabah yıkandı.” — İç Anadolu | |
| Ekser | Genellikle, çoğunlukla | “Ekser köy halkı sabah tarlaya gider.” — Doğu Anadolu |
| Esrar | Gizemli, belirsiz | “Esrar dolu orman içindeydi.” — Ege |
| Etekçi | Arazinin alt tarafında olan kişi | “Etekçi tarlayı sürüyordu.” — İç Anadolu |
| Ender | Nadiren, az bulunan | “Ender bir çiçek açmıştı.” — Ege |
| Eşref | Değerli kişi, yaşlı | “Eşref sabah tarlaya çıktı.” — Doğu Anadolu |
| Ezgi | Şarkı, türkü | “Ezgi köyde söylendi akşam.” — Ege |
| Emzik | Bebek emziği | “Emzik kayboldu sabah.” — İç Anadolu |
| Ekmeklik | Ekmek yapılan un | “Ekmeklik un fırına gitti.” — Ege |
| Erozyon | Toprağın aşınması | “Erozyon tarlayı etkiledi.” — İç Anadolu |
| Ekinlik | Ekin ile ilgili | “Ekinlik iş sabah başladı.” — Doğu Anadolu |
| Elinlik | El işi | “Elinlik dikiş tamamlandı.” — Ege |
| Esans | Kokulu şey | “Esans sabah köy evinde yayıldı.” — İç Anadolu |
| Eğik | Eğik, yamuk | “Eğik dal kesildi.” — Doğu Anadolu |
| Emel | Amaç, hedef | “Emel tarlayı sürmekti.” — İç Anadolu |
| Esna | İş yapan kişi | “Esna sabah dükkanı açtı.” — Ege |
| Efsun | Sihir, büyü | “Efsun köyde anlatıldı akşam.” — Doğu Anadolu |
| Erdem | Doğru davranış | “Erdemli kişi köyde saygı gördü.” — İç Anadolu |
| Eşikte – Kapı eşiğinde | “Eşikte bekledi sabahleyin.” — Karadeniz |
ezinti – hafif esen rüzgâr
“Akşam ezintiyle serinledik.”
ebegümeci – bitki türü
“Bahçeye ebegümeci ektik.”
ebedî – sonsuz
“Sevgi ebedî olmalı.”
ebelik – doğum yardımı
“Kadın ebelik yapıyor köyde.”
ebik – küçük, cılız
“Ebik bir kuş gördüm dalda.”
ebiklemek – küçülmek
“Bitki ebiklemiş kıştan sonra.”
ecel – ölüm
“Her canın eceli var.”
edalı – süslü, nazlı
“Kız edalı bir şekilde yürüdü.”
edep – terbiyeli olma
“Çocuk edep öğrenmeli.”
ediplik – kültür, bilgi
“Bu adamda ediplik var.”
efâl – işler
“Günün efâlı çoktur.”
efendi – saygın kişi
“Efendi konuştu ve herkes sustu.”
efle – az, hafif
“Yemeğe efle tuz kattı.”
eğmek – eğilmek
“Ağaç dalları rüzgârla eğdi.”
eğri – yamuk
“Masadaki tabak eğri duruyor.”
eğrilmek – bükülmek
“Tel rüzgârla eğrildi.”
eğmekli – eğimli
“Bu yol biraz eğmekli.”
eğrek – eksik, az
“Ekmek çok eğrek pişmiş.”
ekinlik – ürün, mahsul
“Bu yıl ekinlik bol oldu.”
eklem – birleştirme yeri
“Tahta eklemi sağlam değil.”
ekmekçi – ekmek yapan kişi
“Fırın ekmekçisinin işini beğendim.”
ekmeklik – ekmeye uygun
“Toprak ekmeklik değil.”
eksilmek – azalmak
“Çocuklar eksilmeden geldiler.”
eksiklik – noksanlık
“Malzeme eksikliği vardı.”
elci – haberci, temsilci
“Köyden elci geldi.”
eldivenlik – eldiven için yer
“Eldivenlik masanın üstünde duruyor.”
elmek – seçmek, almak
“Meyveleri tek tek elmek lazım.”
elmaci – elma satan
“Elmaci sabah erkenden geldi.”
elmas – parlak taş
“Yüzüğünde elmas vardı.”
eltilik – kayınvalide ilişkisi
“Eltilik işleri hep karışık olur.”
emel – amaç, niyet
“Bu işin emeli belliydi.”
emekçi – çalışan
“Köylü emekçi çok yoruldu.”
emmek – emmek, içmek
“Bebek sütü emiyor.”
emzik – bebek emziği
“Emzik ağzında duruyordu.”
enik – küçük, yavru
“Enik bir kedi gördüm bahçede.”
enmek – inmek
“Merdivenlerden yavaşça enmek lazım.”
ense – boyun arkası
“Ense kısmı üşümüştü.”
enselemek – yakalamak
“Çocuk peşinden koşup enselediler.”
entari – uzun giysi
“Kadın entari giymişti.”
enver – parlak, ışıklı
“Güneş enver şekilde doğmuştu.”
epçik – küçük parça
“Ekmekten epçik aldım.”
erikçi – erik satan
“Erikçi sabah tezgah açtı.”
erkeklik – güç, cesaret
“Oğlan erkekliğiyle yardım etti.”
ermişlik – olgunluk
“Yaşlı adamda ermişlik vardı.”
ertelemek – geciktirmek
“İşi yarına erteledik.”
esans – koku, aroma
“Çiçekler güzel esans salıyor.”
esdirmek – esmek
“Rüzgâr iyice esdirdi ağaçları.”
esirlik – tutsaklık
“Tarih boyunca köylü esirlik gördü.”
esmeklik – esmeye uygun
“Bu odanın esmekliği fazla.”
esrar – gizem
“Evdeki eski eşyalar esrar taşıyor.”
esvap – giysi
“Baba yeni esvap aldı.”
etçik – etin küçük parçası
“Tavuk etçiklerini kestik.”
etkili – güçlü
“Öğretmenin etkili bir konuşması vardı.”
evcik – küçük ev
“Bahçede evcik var.”
evlek – kapak
“Tencerenin evleği eksikti.”
evrakçı – belge ile uğraşan
“Evraççı işleri düzenledi.”
evsaf – özellik, nitelik
“Bu taşın evsafı güzeldir.”
eyvan – avlu, veranda
“Evde geniş bir eyvan var.”
ezel – başlangıç
“Ezelden beri köy burada kurulmuş.”
ezelî – sürekli
“Ezeli bir dostlukları vardı.”
ezgi – melodi
“Köyde güzel ezgi çalındı.”
ezmek – bastırmak
“Hamuru iyice ezmek lazım.”
ezikli – küçük, eksik
“Bu ekmek biraz ezikli pişmiş.”
ezmeklik – ezmeye uygun
“Hamurun ezmekliği yeterli.”
ezgilik – ezgiye uygun
“Şarkı ezgilik yönünden güzeldi.”
ezmeçik – küçük ezik
“Elmanın ezmeçiğini attım çöpe.”
eğitmek – öğretmek
“Çocukları tarım işine eğittiler.”
ekici – tohum ekmekle uğraşan
“Ekici sabah erkenden tarlada.”
ekimlik – ekilmeye uygun
“Toprak ekimlik ve verimli.”
emirlik – yönetim
“Köyde eski emirlik sistemi vardı.”
emziklik – bebek için uygun
“Yatak emziklik şekilde yerleştirildi.”
esrarlı – gizemli
“Bahçe esrarlı bir havaya sahipti.”
esrimek – sersemlemek
“Güneşten biraz esridi çocuk.”
evcilik – ev ile ilgili iş
“Evcilik işlerini birlikte yaptılar.”
evvelki – önceki
“Evvelki gün çok yağmur yağdı.”
eylülük – eylül ayına ait
“Eylülük yapraklar sararmıştı.”
ezberci – hafızasına alan
“Öğrenci ezberci çalışıyor.”
ezen – bastıran
“Ayaklarını ezen ayakkabı giydi.”
ezgin – yorgun, bitkin
“Ezgin halde eve geldi.”
ezilmiş – basılmış, sıkılmış
“Meyve ezilmiş şekilde duruyordu.”
ezili – basılmış
“Ekmeğin ezili kısmını at.”
ezilmeklik – sıkılmaya uygun
“Hamurun ezilmekliği iyi.”
ezimlik – ezilmek için uygun
“Bu üzüm ezimlik durumda.”
ezinti – hafif rüzgâr
“Akşam ezinti hoş esti.”
ezik – bastırılmış
“Ekmek biraz ezik olmuş.”
ezikleşmek – küçülmek, basılmak
“Hamur fırında ezikleşti.”
eziyet – sıkıntı
“Çalışmak büyük eziyet.”
ezmeklik – ezmeye uygun durum
“Hamurun ezmekliği ideal.”
ezneme – bastırma
“Tahtayı ezneme ile düzeltti.”
ezrin – bastırılmış
“Ezrin ekmek çöpe atıldı.”
ezte – küçük parça
“Ezte bir ekmek aldım.”
ezvacı – hamur işi yapan
“Ezvacı sabah erkenden pişirdi.”
ezvel – önce
“Ezvel gelmeliydik ama geç kaldık.”
ezenlik – bastırma durumu
“Ezenlik hamuru fazla oldu.”
ezginlik – yorgunluk
“Uzun yürüyüşten sonra ezginlik hissetti.”
ezilmezlik – basılmama durumu
“Ekmek güzel ezilmezlikte pişmiş.”
ezginleşmek – yorulmak
“Çocuk uzun yürüyünce ezginleşti.”
eziklik – küçük, eksik olma
“Bu ekmek biraz eziklik.”
ezinlik – ezmeye uygun
“Hamurun ezinliği çok iyi.”
ezikim – bastırılmış kısım
“Ezikimi kesip çöpe attı.”

