TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: A Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü Alfabetik Sırayla

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: A Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: A Harfi

  1. Aba – abla; “Aba evin işlerini sabah üstlendi.” — (Karadeniz)
  2. Anıh – nane; “Dedem sabah anıh topladı bahçeden.” — (Malatya)
  3. Allak – fitne, fesat; “Komşular arasında allak çıkarılmasın diye dikkat ettiler.” — (Malatya)
  4. Ariş – üzüm asması; “Ariş dalları üzümle dolmuştu yaz sonunda.” — (Malatya)
  5. Aclanmak / acolmak – acıkmak; “Köylüler akşam olunca aclandı, acoldu sofrada.” — (Karadeniz)
  6. Ağanus etmek – inlemek; “Yaşlı hayvan ağarıp ağanus etti sabaha kadar.” — (Rize)
  7. Aha / Ahan – işte bak, gösterme; “Ahan görüyorsun tarlayı, bir şey eksik.” — (Erzurum)
  8. Ahbin – hayvan altına serili yaprak/gübre; “Ahbin tarlaya serildi verimi artsın diye.” — (Rize)
  9. Alaf – yeşil bitki, hayvan yemi; “İnekler alaf yenince gücü arttı.” — (Rize)
  10. Abrıl – Nisan ayı; “Abrıl geldi, kardan sonra toprağı açtı.” — (Rize)
  11. Ağma – göl veya su birikintisi; “Tarlanın kenarında küçük bir ağma oluşmuştu.” — (Rize)
  12. Ağuş – kucak; “Dede torununu ağuşuna aldı.” — (Doğu Karadeniz)
  13. Akça – açık renk, beyaz; “Akça unla ekmek pişirdiler sabah.” — (Karadeniz)
  14. Akılcı – mantıklı, davranış için; “Akılcı plan tarladaki işleri kolaylaştırdı.” — (Erzurum)
  15. Akıtmak – su/sıvıyı dökmek; “Kuyudan su akıttılar tarlaya.” — (Rize)
  16. Alamak – almak; “Köylüler sabah süt aladı ahırdan.” — (Trabzon)
  17. Alap / Alapçı – sorumlu kişi; “Alapçı sabah köy yolunu kontrol etti.” — (Rize)
  18. Alas – üzüm veya meyve türü; “Alas tarlada olgunlaşmıştı.” — (Malatya)
  19. Alazlamak – ateş yakmak; “Kadın sabah alazladı ocağı yemek için.” — (Doğu Karadeniz)
  20. Alınak – alınlık, giysi parçası; “Yaşlı kadın alınak taktı sabah tarlaya giderken.” — (Erzurum)
  21. Aşmak – yükselmek, taşmak; “Dere taşınca tarlalar aştı.” — (Rize)
  22. Asmak – asmak; “Elmalar ağaca asıldı.” — (Karadeniz)
  23. Avlak – av yeri; “Avlak sabah keşfe çıkıldı.” — (Doğu Karadeniz)
  24. Avutmak – teselli etmek; “Dede torunu avuttu üzüldüğünde.” — (Rize)
  25. Ayırmak – bölmek, ayırmak; “Tarladaki tohumları ayırdılar sabah.” — (Trabzon)
  26. Ayva – meyve; “Ayvalar olgunlaştı bahçede.” — (Rize)
  27. Ayşap – eski köyde köy içi yardımlaşma; “Ayşap köyde düzenlendi.” — (Erzurum)
  28. Aygır – erkek at; “Aygır sabah ahıra götürüldü.” — (Rize)
  29. Ayık – bilinçli, uyanık; “Çocuk ayık şekilde tarlada durdu.” — (Karadeniz)
  30. Ayıklamak – ayırmak, temizlemek; “Fasulyeleri ayıkladılar sabah.” — (Trabzon)
  31. Azmak – suyun taşması veya öfkelenmek; “Dere azdı tarlayı sularla kapladı.” — (Rize)
  32. Azgın – kontrolsüz, öfkeli; “Azgın at tarlada koşturdu.” — (Doğu Karadeniz)
  33. Arı – bal yapan böcek; “Arılar kovanın etrafında uçtu.” — (Rize)
  34. Arılık – arıların evi; “Arılık bahçenin köşesinde duruyordu.” — (Karadeniz)
  35. Arpacık – küçük arpa; “Arpacık ekildi tarlaya.” — (Trabzon)
  36. Arınmak – temizlenmek; “Kadın sabah nehirde arındı.” — (Rize)
  37. Armağan – hediye; “Dede torununa armağan verdi.” — (Erzurum)
  38. Arslan – aslan, köyde mecaz; “Arslan gibi çocuk tarlada çalıştı.” — (Karadeniz)
  39. Asırlık – çok eski; “Asırlık ağaç bahçede duruyordu.” — (Rize)
  40. Atak – cesur, köyde kişi için; “Atak çocuk tarlada koşturdu.” — (Doğu Karadeniz)
  41. Atmak – fırlatmak; “Taş tarlaya atıldı.” — (Rize)
  42. Avuç – elin içi; “Avuç dolusu buğday topladılar.” — (Trabzon)
  43. Ay – gök cismi; “Ay gece köyü aydınlattı.” — (Rize)
  44. Aya – bacak; “Aya acıyordu sabah yürürken.” — (Karadeniz)
  45. Ayak – alt uzuv; “Ayak izi tarlada kaldı.” — (Rize)
  46. Ayıkmak – ayıklamak; “Mercimekleri ayıkladılar sabah.” — (Trabzon)
  47. Ayla – ışık halkası; “Ayla gece gökyüzünde göründü.” — (Erzurum)
  48. Aylak – tembel, köyde kişi için; “Aylak çocuk sabahtan ocağın yanında oturdu.” — (Rize)
  49. Aynak – mercek, eski köyde gözlük yerine; “Aynakla harita okundu.” — (Karadeniz)
  50. Azık – yol veya tarlada yiyecek; “Azık torbaya kondu yolculuk için.” — (Rize)
  51. Azı – köyde diş veya küçük parça; “Azı dişinde ağrı vardı.” — (Trabzon)
  52. Azgınlık – kontrolsüzlük hâli; “Atın azgınlığı tarlayı zorlaştırdı.” — (Rize)
  53. Aza – köyde küçük topluluk; “Aza çocuklar tarlada oynadı.” — (Erzurum)
  54. Açar – açan, bitki veya çiçek; “Açar çiçekler bahçeyi süsledi.” — (Karadeniz)
  55. Açık – net, köyde iş veya durum için; “Açık tarlayı sabah görebildik.” — (Rize)
  1. abana – hemen
    “Abana gel, iş uzamasın.”
  2. abara – hızlıca
    “Çocuk abara koştu eve.”
  3. abız – küçük su birikintisi
    “Yağmurdan sonra yolun kenarı abız olmuş.”
  4. abladın – yetiştin
    “Tam zamanında abladın beni.”
  5. abra – küçük parça
    “Ekmeğin abrasını kuşlara attı.”
  6. acımak – kıyamamak
    “Oyuncağa acıdı, vermedi kimseye.”
  7. açkı – anahtar
    “Kapının açkısı yine kayboldu.”
  8. açlı – aç
    “Çocuk sabahdan beri açlı geziyor.”
  9. açımak – açmak
    “Pencereyi biraz açı da hava girsin.”
  10. açkurt – obur
    “Oğlan açkurt gibi her şeyi yiyor.”
  11. adak – ayak
    “Adakların çamur olmuş.”
  12. adat – alışkanlık
    “Sabah erken kalkmak onun adatı.”
  13. adınmak – hazırlık yapmak
    “Yola çıkmadan adındık hep beraber.”
  14. adınç – süs eşyası
    “Gelin adınçlarını sandığa koydu.”
  15. afak – baygın
    “Sıcaktan afak düştü.”
  16. afara – şişkinlik
    “Ekmek afara olmuş bugün.”
  17. afer – övünme
    “Çocuk afer için bu kadar uğraşmaz.”
  18. affalık – dinlenme
    “Bir affalık ver de soluklanayım.”
  19. agam – ağabey
    “Agam sabah tarlaya gitti.”
  20. agıl – hayvan ağılı
    “Koyunlar agılda yatıyor.”
  21. agir – ağır
    “Bugün işler agir gidiyor.”
  22. agmak – eğilmek
    “Bir ag da şu taşı al yerden.”
  23. ağıl – hafif akıl karışması
    “Oğlan biraz ağıl olmuş bu sabah.”
  24. ağnam – küçükbaş hayvan
    “Ağnamın sayımı yapıldı.”
  25. ağrıcak – biraz ağrıyan
    “Ayağım ağrıcak ama yürürüm.”
  26. ahımek – şikâyet etmek
    “Hep ahıme edip duruyor.”
  27. ahıra – doğruca
    “Ahıra git, beni bekle orada.”
  28. ahretlik – yakın arkadaş
    “O kadın benim ahretliğimdir.”
  29. ahtapot – hırpani kişi
    “Ahtapot gibi sarıldı çocuğa.”
  30. ağlaç – alet
    “Bu ağlaçla toprağı eşeriz.”
  31. ağlaşmak – birlikte ağlamak
    “Haber gelince ağlaştılar.”
  32. ağlamaklık – ağlayacak gibi
    “Kız ağlamaklık oldu.”
  33. ağnaşmak – oyalanmak
    “Yolda ağnaşma, gecikiyoruz.”
  34. ağrımak – acımak
    “Belim sabahdan beri ağrıyor.”
  35. ahra – karanlık yer
    “Ahra köşede fare saklanır.”
  36. ahşama – akşama doğru
    “Ahşama gel, çay içeriz.”
  37. akça – küçük para
    “Cebinde üç beş akça kalmış.”
  38. akgün – parlak gün
    “Bugün akgün gibi hava var.”
  39. akıtmak – dökmek
    “Suyu akıtma, tasla iç.”
  40. akim – eksik
    “Bu iş akim kaldı.”
  41. akışmak – akmak
    “Dere akışıp gidiyor.”
  42. aklanmak – temizlenmek
    “Gömleği güneşte aklandı.”
  43. aksak – hafif topal
    “Kuzu biraz aksak yürüyor.”
  44. aksı – eğri
    “Ağacın aksı dalı devrilmiş.”
  45. aktırmak – döktürmek
    “Köylü pazarda aktırdı parayı.”
  46. akvak – sulu
    “Bu yemek biraz akvak olmuş.”
  47. alaf – ateş
    “Alafı harladı sobada.”
  48. alaflanmak – alevlenmek
    “Odun birden alaflandı.”
  49. alaka – ufak hediye
    “Köyden gelirken alakalar getirmiş.”
  50. alamet – işaret
    “Bu taş köyün alameti.”
  51. alanmak – yıkanmak
    “Dere kenarında alanıp geldiler.”
  52. alaz – parlak alev
    “Odun alazlandı hemen.”
  53. alçak – kısa
    “Ev alçak duvarlı.”
  54. aldımcı – yardımcı
    “Bugün aldımcı lazım bize.”
  55. aldırmak – dikkat etmek
    “O sözlere aldırma.”
  56. aleben – zayıf
    “Kedi aleben kalmış.”
  57. aleni – açık, net
    “Bu durum aleni belli.”
  58. aletmek – anlatmak
    “Derdini aletmeye çalışıyor.”
  59. alga – sis
    “Sabah dağları alga basmış.”
  60. algın – üzgün
    “Kız biraz algın bugün.”
  61. alıncak – kırılgan
    “Oğlan çok alıncak, dikkat et.”
  62. alınlık – alın bandı
    “Gelin alınlığı taktı.”
  63. algıç – dalgıç
    “Algıç sabah erkenden daldı.”
  64. alplık – yiğitlik
    “Dedesi alplığıyla bilinir.”
  65. altlık – minder
    “Altlığı yere serip oturdular.”
  66. amal – amaç
    “Bu işin amalı belli.”
  67. amansız – acımasız
    “Rüzgâr amansız esti.”
  68. ameli – el işi
    “Kadın ameli yapmayı sever.”
  69. amula – çok
    “Bu sene amula yağmur yağdı.”
  70. anaca – anne gibi
    “Kadın anaca davranırdı.”
  71. anamal – mal mülk
    “Anamalı fazlaydı eskiden.”
  72. anan – senin annen
    “Anan seni sorup duruyor.”
  73. anarık – küçük geride kalmış yer
    “Hayvan anarıkta yatmış.”
  74. anasız – sahipsiz
    “Bu yavru anasız kalmış.”
  75. andırmak – hatırlatmak
    “Bu koku bana köyü andırdı.”
  76. andıç – hatıra
    “Dolapta eski andıçları durur.”
  77. andız – ardıç ağacı
    “Dağın andızları meşhurdur.”
  78. angış – kuru ot
    “Angışları ahıra taşıdık.”
  79. anıtk – sert bakış
    “Bana bir anıtk attı.”
  80. ankış – eğri
    “Bu yol biraz ankış gidiyor.”
  81. anlak – akıl
    “Bu işte biraz anlak ister.”
  82. anlaklı – akıllı
    “Çocuk anlaklı çıktı.”
  83. anmaz – söylemez
    “O, bu konuyu anmaz artık.”
  84. ansızın – birden
    “Ansızın yağmur bastırdı.”
  85. antak – anlaşmış
    “Biz antak geldik bu işe.”
  86. apaçık – çok açık
    “Her şey apaçık belli.”
  87. apanmak – düşmek
    “Çocuk apanıp yere kapaklandı.”
  88. apar – çabuk
    “Apar topla eşyaları.”
  89. aparmak – alelacele almak
    “Torbadan elmaları aparmış.”
  90. apas – güçlü
    “Dedesi apas bir adamdı.”
  91. apayrı – tamamen başka
    “Bu konu apayrı bir mesele.”
  92. apça – teyze
    “Apça beni çağırdı.”
  93. aptalca – akılsızca
    “Bu yaptığın aptalca olmuş.”
  94. apuk – saçma
    “Apuk sözlerle insan oyalanmaz.”
  95. aralı – biraz aralıklı
    “Pencereler aralı duruyordu.”
  96. aramsamak – özlemek
    “Köyü aramsadım bu yıl.”
  97. aran – hâl, durum
    “Aran iyiyse gel.”
  98. arıklamak – zayıflamak
    “Hayvan arıklamış bu sene.”
  99. arıtmak – temizlemek
    “Suyu kaynatıp arıttık.”
  100. arzuş – istek
    “Bu işte benim arzuşum yok.”

Yazıyı Değerlendirin

Değerlendirmeler (0)

Değerlendirme yok

ilgili yazılar

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: G Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: G Harfi gıcırdatılmışlık – gıcırtı durumu“O...

Erzurum Şivesi: Yerel Ağızlar Sözlüğü

Yerel Ağızlar Sözlüğü: Erzurum şivesi A Abrel beşi: Nisan ayının ondördüncü gününden...

Tokat Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Tokat Ağzında Söylenen Kelimeler - Tokat şivesi Ağartu - Ayran Ağleş...

Tokat Şivesi: Yerel Ağızlar Sözlüğü

Tokat Şivesi: Yerel Ağızlar Sözlüğü Ağartu - Ayran Ağleş - Dur. Aha...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: E Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: E Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

Ardahan Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Ardahan Ağzı A ABURSUZ: Rezil AĞBUN: Gübre AĞZINI GÖZÜNÜ TUZ GİBİ YALAMAK: Çok...

Ankara Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Aygamber:ay çiçeği Afad:afed Alav:ateş Ayalama:harmanda kullanılar ahşap gereç Alıcının körü:kızgınlık esnasında sarf edilen...

Konya Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Konya Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü A Accık: Azıcık.Age: “Ver” anlamında. İşaret...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: D Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: D Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

Nevehir Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

A abari – hayret belirtisi abıhat, apıhat – avukat Abla – apla ağna...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: F Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: F Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

Kütahya Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

KÜTAHYA VE YÖRESİ AĞIZ ÖZELLİKLERİ 1. Ünlü Değişmeleri a) Ünlü...

İlginizi Çekebilir