
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: A Harfi
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: A Harfi
- Aba – abla; “Aba evin işlerini sabah üstlendi.” — (Karadeniz)
- Anıh – nane; “Dedem sabah anıh topladı bahçeden.” — (Malatya)
- Allak – fitne, fesat; “Komşular arasında allak çıkarılmasın diye dikkat ettiler.” — (Malatya)
- Ariş – üzüm asması; “Ariş dalları üzümle dolmuştu yaz sonunda.” — (Malatya)
- Aclanmak / acolmak – acıkmak; “Köylüler akşam olunca aclandı, acoldu sofrada.” — (Karadeniz)
- Ağanus etmek – inlemek; “Yaşlı hayvan ağarıp ağanus etti sabaha kadar.” — (Rize)
- Aha / Ahan – işte bak, gösterme; “Ahan görüyorsun tarlayı, bir şey eksik.” — (Erzurum)
- Ahbin – hayvan altına serili yaprak/gübre; “Ahbin tarlaya serildi verimi artsın diye.” — (Rize)
- Alaf – yeşil bitki, hayvan yemi; “İnekler alaf yenince gücü arttı.” — (Rize)
- Abrıl – Nisan ayı; “Abrıl geldi, kardan sonra toprağı açtı.” — (Rize)
- Ağma – göl veya su birikintisi; “Tarlanın kenarında küçük bir ağma oluşmuştu.” — (Rize)
- Ağuş – kucak; “Dede torununu ağuşuna aldı.” — (Doğu Karadeniz)
- Akça – açık renk, beyaz; “Akça unla ekmek pişirdiler sabah.” — (Karadeniz)
- Akılcı – mantıklı, davranış için; “Akılcı plan tarladaki işleri kolaylaştırdı.” — (Erzurum)
- Akıtmak – su/sıvıyı dökmek; “Kuyudan su akıttılar tarlaya.” — (Rize)
- Alamak – almak; “Köylüler sabah süt aladı ahırdan.” — (Trabzon)
- Alap / Alapçı – sorumlu kişi; “Alapçı sabah köy yolunu kontrol etti.” — (Rize)
- Alas – üzüm veya meyve türü; “Alas tarlada olgunlaşmıştı.” — (Malatya)
- Alazlamak – ateş yakmak; “Kadın sabah alazladı ocağı yemek için.” — (Doğu Karadeniz)
- Alınak – alınlık, giysi parçası; “Yaşlı kadın alınak taktı sabah tarlaya giderken.” — (Erzurum)
- Aşmak – yükselmek, taşmak; “Dere taşınca tarlalar aştı.” — (Rize)
- Asmak – asmak; “Elmalar ağaca asıldı.” — (Karadeniz)
- Avlak – av yeri; “Avlak sabah keşfe çıkıldı.” — (Doğu Karadeniz)
- Avutmak – teselli etmek; “Dede torunu avuttu üzüldüğünde.” — (Rize)
- Ayırmak – bölmek, ayırmak; “Tarladaki tohumları ayırdılar sabah.” — (Trabzon)
- Ayva – meyve; “Ayvalar olgunlaştı bahçede.” — (Rize)
- Ayşap – eski köyde köy içi yardımlaşma; “Ayşap köyde düzenlendi.” — (Erzurum)
- Aygır – erkek at; “Aygır sabah ahıra götürüldü.” — (Rize)
- Ayık – bilinçli, uyanık; “Çocuk ayık şekilde tarlada durdu.” — (Karadeniz)
- Ayıklamak – ayırmak, temizlemek; “Fasulyeleri ayıkladılar sabah.” — (Trabzon)
- Azmak – suyun taşması veya öfkelenmek; “Dere azdı tarlayı sularla kapladı.” — (Rize)
- Azgın – kontrolsüz, öfkeli; “Azgın at tarlada koşturdu.” — (Doğu Karadeniz)
- Arı – bal yapan böcek; “Arılar kovanın etrafında uçtu.” — (Rize)
- Arılık – arıların evi; “Arılık bahçenin köşesinde duruyordu.” — (Karadeniz)
- Arpacık – küçük arpa; “Arpacık ekildi tarlaya.” — (Trabzon)
- Arınmak – temizlenmek; “Kadın sabah nehirde arındı.” — (Rize)
- Armağan – hediye; “Dede torununa armağan verdi.” — (Erzurum)
- Arslan – aslan, köyde mecaz; “Arslan gibi çocuk tarlada çalıştı.” — (Karadeniz)
- Asırlık – çok eski; “Asırlık ağaç bahçede duruyordu.” — (Rize)
- Atak – cesur, köyde kişi için; “Atak çocuk tarlada koşturdu.” — (Doğu Karadeniz)
- Atmak – fırlatmak; “Taş tarlaya atıldı.” — (Rize)
- Avuç – elin içi; “Avuç dolusu buğday topladılar.” — (Trabzon)
- Ay – gök cismi; “Ay gece köyü aydınlattı.” — (Rize)
- Aya – bacak; “Aya acıyordu sabah yürürken.” — (Karadeniz)
- Ayak – alt uzuv; “Ayak izi tarlada kaldı.” — (Rize)
- Ayıkmak – ayıklamak; “Mercimekleri ayıkladılar sabah.” — (Trabzon)
- Ayla – ışık halkası; “Ayla gece gökyüzünde göründü.” — (Erzurum)
- Aylak – tembel, köyde kişi için; “Aylak çocuk sabahtan ocağın yanında oturdu.” — (Rize)
- Aynak – mercek, eski köyde gözlük yerine; “Aynakla harita okundu.” — (Karadeniz)
- Azık – yol veya tarlada yiyecek; “Azık torbaya kondu yolculuk için.” — (Rize)
- Azı – köyde diş veya küçük parça; “Azı dişinde ağrı vardı.” — (Trabzon)
- Azgınlık – kontrolsüzlük hâli; “Atın azgınlığı tarlayı zorlaştırdı.” — (Rize)
- Aza – köyde küçük topluluk; “Aza çocuklar tarlada oynadı.” — (Erzurum)
- Açar – açan, bitki veya çiçek; “Açar çiçekler bahçeyi süsledi.” — (Karadeniz)
- Açık – net, köyde iş veya durum için; “Açık tarlayı sabah görebildik.” — (Rize)
- abana – hemen
“Abana gel, iş uzamasın.” - abara – hızlıca
“Çocuk abara koştu eve.” - abız – küçük su birikintisi
“Yağmurdan sonra yolun kenarı abız olmuş.” - abladın – yetiştin
“Tam zamanında abladın beni.” - abra – küçük parça
“Ekmeğin abrasını kuşlara attı.” - acımak – kıyamamak
“Oyuncağa acıdı, vermedi kimseye.” - açkı – anahtar
“Kapının açkısı yine kayboldu.” - açlı – aç
“Çocuk sabahdan beri açlı geziyor.” - açımak – açmak
“Pencereyi biraz açı da hava girsin.” - açkurt – obur
“Oğlan açkurt gibi her şeyi yiyor.” - adak – ayak
“Adakların çamur olmuş.” - adat – alışkanlık
“Sabah erken kalkmak onun adatı.” - adınmak – hazırlık yapmak
“Yola çıkmadan adındık hep beraber.” - adınç – süs eşyası
“Gelin adınçlarını sandığa koydu.” - afak – baygın
“Sıcaktan afak düştü.” - afara – şişkinlik
“Ekmek afara olmuş bugün.” - afer – övünme
“Çocuk afer için bu kadar uğraşmaz.” - affalık – dinlenme
“Bir affalık ver de soluklanayım.” - agam – ağabey
“Agam sabah tarlaya gitti.” - agıl – hayvan ağılı
“Koyunlar agılda yatıyor.” - agir – ağır
“Bugün işler agir gidiyor.” - agmak – eğilmek
“Bir ag da şu taşı al yerden.” - ağıl – hafif akıl karışması
“Oğlan biraz ağıl olmuş bu sabah.” - ağnam – küçükbaş hayvan
“Ağnamın sayımı yapıldı.” - ağrıcak – biraz ağrıyan
“Ayağım ağrıcak ama yürürüm.” - ahımek – şikâyet etmek
“Hep ahıme edip duruyor.” - ahıra – doğruca
“Ahıra git, beni bekle orada.” - ahretlik – yakın arkadaş
“O kadın benim ahretliğimdir.” - ahtapot – hırpani kişi
“Ahtapot gibi sarıldı çocuğa.” - ağlaç – alet
“Bu ağlaçla toprağı eşeriz.” - ağlaşmak – birlikte ağlamak
“Haber gelince ağlaştılar.” - ağlamaklık – ağlayacak gibi
“Kız ağlamaklık oldu.” - ağnaşmak – oyalanmak
“Yolda ağnaşma, gecikiyoruz.” - ağrımak – acımak
“Belim sabahdan beri ağrıyor.” - ahra – karanlık yer
“Ahra köşede fare saklanır.” - ahşama – akşama doğru
“Ahşama gel, çay içeriz.” - akça – küçük para
“Cebinde üç beş akça kalmış.” - akgün – parlak gün
“Bugün akgün gibi hava var.” - akıtmak – dökmek
“Suyu akıtma, tasla iç.” - akim – eksik
“Bu iş akim kaldı.” - akışmak – akmak
“Dere akışıp gidiyor.” - aklanmak – temizlenmek
“Gömleği güneşte aklandı.” - aksak – hafif topal
“Kuzu biraz aksak yürüyor.” - aksı – eğri
“Ağacın aksı dalı devrilmiş.” - aktırmak – döktürmek
“Köylü pazarda aktırdı parayı.” - akvak – sulu
“Bu yemek biraz akvak olmuş.” - alaf – ateş
“Alafı harladı sobada.” - alaflanmak – alevlenmek
“Odun birden alaflandı.” - alaka – ufak hediye
“Köyden gelirken alakalar getirmiş.” - alamet – işaret
“Bu taş köyün alameti.” - alanmak – yıkanmak
“Dere kenarında alanıp geldiler.” - alaz – parlak alev
“Odun alazlandı hemen.” - alçak – kısa
“Ev alçak duvarlı.” - aldımcı – yardımcı
“Bugün aldımcı lazım bize.” - aldırmak – dikkat etmek
“O sözlere aldırma.” - aleben – zayıf
“Kedi aleben kalmış.” - aleni – açık, net
“Bu durum aleni belli.” - aletmek – anlatmak
“Derdini aletmeye çalışıyor.” - alga – sis
“Sabah dağları alga basmış.” - algın – üzgün
“Kız biraz algın bugün.” - alıncak – kırılgan
“Oğlan çok alıncak, dikkat et.” - alınlık – alın bandı
“Gelin alınlığı taktı.” - algıç – dalgıç
“Algıç sabah erkenden daldı.” - alplık – yiğitlik
“Dedesi alplığıyla bilinir.” - altlık – minder
“Altlığı yere serip oturdular.” - amal – amaç
“Bu işin amalı belli.” - amansız – acımasız
“Rüzgâr amansız esti.” - ameli – el işi
“Kadın ameli yapmayı sever.” - amula – çok
“Bu sene amula yağmur yağdı.” - anaca – anne gibi
“Kadın anaca davranırdı.” - anamal – mal mülk
“Anamalı fazlaydı eskiden.” - anan – senin annen
“Anan seni sorup duruyor.” - anarık – küçük geride kalmış yer
“Hayvan anarıkta yatmış.” - anasız – sahipsiz
“Bu yavru anasız kalmış.” - andırmak – hatırlatmak
“Bu koku bana köyü andırdı.” - andıç – hatıra
“Dolapta eski andıçları durur.” - andız – ardıç ağacı
“Dağın andızları meşhurdur.” - angış – kuru ot
“Angışları ahıra taşıdık.” - anıtk – sert bakış
“Bana bir anıtk attı.” - ankış – eğri
“Bu yol biraz ankış gidiyor.” - anlak – akıl
“Bu işte biraz anlak ister.” - anlaklı – akıllı
“Çocuk anlaklı çıktı.” - anmaz – söylemez
“O, bu konuyu anmaz artık.” - ansızın – birden
“Ansızın yağmur bastırdı.” - antak – anlaşmış
“Biz antak geldik bu işe.” - apaçık – çok açık
“Her şey apaçık belli.” - apanmak – düşmek
“Çocuk apanıp yere kapaklandı.” - apar – çabuk
“Apar topla eşyaları.” - aparmak – alelacele almak
“Torbadan elmaları aparmış.” - apas – güçlü
“Dedesi apas bir adamdı.” - apayrı – tamamen başka
“Bu konu apayrı bir mesele.” - apça – teyze
“Apça beni çağırdı.” - aptalca – akılsızca
“Bu yaptığın aptalca olmuş.” - apuk – saçma
“Apuk sözlerle insan oyalanmaz.” - aralı – biraz aralıklı
“Pencereler aralı duruyordu.” - aramsamak – özlemek
“Köyü aramsadım bu yıl.” - aran – hâl, durum
“Aran iyiyse gel.” - arıklamak – zayıflamak
“Hayvan arıklamış bu sene.” - arıtmak – temizlemek
“Suyu kaynatıp arıttık.” - arzuş – istek
“Bu işte benim arzuşum yok.”

