Bolu Şivesi Ağızlar Sözlüğü

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü Alfabetik Sırayla

BOLU ŞİVESİ KELİMELERİ (A–Z)

A

  • Acık: Azıcık
  • Afır: Hayvan yemi konulan uzun, çukur kabı
  • Afacafa: Zar zor
  • Agubat: Avukat
  • Alager: Yarı olgun meyve
  • Alnı gabağına: Alnın ortasına
  • Annacından bakmak: Karşısından bakmak
  • Annaç: Karşı cephe
  • Ameden: Aniden
  • Ağızlım yüzlüm: İstenen şekilde
  • Avkırı olmak: Alışılagelmişe ters düşmek
  • Avkırı soytarı: Baştan savma iş
  • Ayrıksa olmak: Alışılmış duruma ters, farklı
  • Avla: Bahçelerin, tarlaların etrafına çekilen korunak
  • Aşşap: Ahşap
  • Atık: Artık, bundan sonra
  • Allah emri: Deprem
  • Allahısmalladık: Alasmarladık

B

  • Badılcan: Domates
  • Bahallı: Pahalı
  • Baynımak: Sağlıklı duruma gelmek / iyiye gitmek
  • Basdun: Baston
  • Betdelek: Münasebetsiz
  • Bolubazarı / Bolpazarı: Pazartesi (Bolu pazarı)
  • Bürcük / Bicik: Bir tane
  • Büllemek: Üzerini örtmek
  • Buruş: Hoşaf yapmak için kurutulmuş erik
  • Beserek: Saf, anlayışı kıt kişi
  • Böttürmek: Ateşte közlemek
  • Böğemek: Akan suyun önünü germek, bent yapmak
  • Bayrı: Bari
  • Birezden: Biraz sonra
  • Bi ta: Bir daha
  • Böne: Böyle
  • Bölet: Havuz
  • Buva: Baba

C

  • Cıllamak: Tiz sesle bağırmak
  • Cırmalamak: Tırmıklamak
  • Cığızlık yapmak: Oyunda mızıkçılık etmek
  • Cımbıldak / Cımbıldaklık etmek: Hafif meşrep
  • Canı acıklık etmek: Cimrilik etmek, parasına zarar gelecek korkusu
  • Cicik deyip gitmek: Ziyaretten çabucak ayrılmak
  • Cincombalak kılmak: Takla atmak
  • Conguldatmak: İçinde sulu bir şeyi sallamak
  • Cibertmek: Dövmek
  • Cuvap: Cevap
  • Curu: Sulu, içinde suyu fazla olan

Ç

  • Çükündür: Şeker pancarı
  • Çon: Kalça
  • Çınır: 1-Sınır, 2-Karda açılan yol
  • Çelertme: Yaramaz, huysuz bebek
  • Çalmak: Sürmek (ekmeğe yağ çalmak)
  • Çekişmek: Azarlamak
  • Çemkirmek: Bağırıp çağırmak
  • Çiğmızrak: Tamamen, hepsi
  • Çemek: Geveze
  • Çezmek: Çözmek
  • Çiritmek: Çömelmek
  • Çampıldatmak: Sulu şeyi sallamak
  • Çırpıştırmak: Dövmek
  • Çıkatdıramamak: Kim olduğunu hatırlayamamak

D

  • Datlımcak: Tatlımsı
  • Dargamak: Dağınıklığı toplamak, düzeltmek
  • Dinelmek: Dikilmek
  • Dömbelek: Darbuka
  • Dombay: Manda
  • Dokdur: Doktor
  • Demden: Az önce
  • Dıngıldak: Dengeli durmayan
  • Dığdı: Tığ işindeki her zincir
  • Debildemek: Kımıldamak
  • Diş: Örgü şişi
  • Dürü: Düğün hediyesi

E

  • E’ce: İyice
  • Emme: Ama
  • Ediraf: Etraf
  • Ertişmek: Sürekli uğraşmak, musallat olmak
  • Esik: Eksik
  • Ezelde: Tevekkeli
  • Eşi: Ekşi
  • Eşimek: Surat asmak
  • Elpiştirme: Yaramaz ve bilmiş kız çocukları
  • Ekceyvice: İyice
  • Eyellim: Eğer ki
  • Evitlemek: Ayıklamak
  • Eplemguç: Tahteravalli
  • Ettiyarar: İhtiyar
  • Ettiyallamak: İhtiyarlamak
  • Evzalı: Nazlı, kahrı zor çekilen
  • Emeyara: İstenildiği kadar iyi olmayan
  • Emişik: Süt kardeş
  • Ebrik: Yumuşak (börek için)
  • Ellek: Sözünde durmayan, dönek
  • Enim şenim: Enikonu
  • Enatdar: Anahtar

F

  • Fıydırmak: Fırlatmak
  • Fızlaşmak: Soğuktan ellerin ve ayakların donması
  • Fızlı: Hızlı
  • Faslı: Kesilen böreğin parçası
  • Faşdırdamak: Sinirlendiğini belli etmek
  • Fike: Musluk

G

  • Gada: Kadar
  • Garı / Galla: Kadın
  • Galan: Artık, bundan sonra
  • Gafa Kâadı: Nüfus kağıdı
  • Gı: Kadın/kızlara hitap
  • Gır: Gurbet
  • Gış: Kar
  • Gabahet: Kabahat
  • Gıygaşık: Aralık kalmış, tam kapanmamış
  • Gıymatlı: Kıymetli
  • Gan yokarı: Sırt üstü yatış pozisyonu
  • Gicirgen: Isırgan
  • Gakılı: Ağzına kadar dolu
  • Gaşım: Kardeşim
  • Gızınmak: Ateşte veya sobada ısınmak
  • Ganırtma: Laf anlamayan
  • Ger’den geri: Uzaktan
  • Garece: Kararında
  • Gaypancak: Kaygan
  • Gakmak: Kalkmak
  • Gonşu: Komşu
  • Goygamak: Kaldırmak, yerine koymak
  • Goyvermek: Bırakmak, salıvermek
  • Gorava: Kızılcık konsantresi
  • Gozurdamak: Bilmişlik taslamak
  • Gözel: Güzel
  • Göynümüş: Çok olgun meyve
  • Göğercin: Güvercin

H

  • Habar / Habar atmamak: Haber, laf atmamak
  • Hışdamamak / Hışdınmamak: Hiç oralı olmamak
  • Hiyonklamak: Gereksiz konuşmak
  • Hıra: Küçük
  • Hayat: Evlerde giriş katındaki ayakkabı çıkarma yeri
  • Hinci: Şimdi
  • Havayelli / Haydırdamak: Avare
  • Hengâme: Ana baba günü
  • Hesaret: Bitkin düşmek
  • Heva / Heva yere: Hava / boşuna
  • Hıcacık: Ufacık
  • Hırkıldaşmak: Ağız dalaşı
  • Hılhış: Karın doyurmayan yiyecek
  • Huysutmak: Nefret ettirmek
  • Hevla: Helva
  • Handendir: Ne zamandır

I

  • Iccak: Sıcak
  • Ih: Soğuğa kapalı yer
  • Irahat: Rahat
  • Iramazan: Ramazan
  • Irılmak: Kadının hamileyken çocuğunu kaybetmesi
  • Irmak: Çamaşırhane
  • Ildırışık: Çok aydınlık

İ

  • İmmana: Çok
  • İnce ibaret: İyice
  • İrkmek: Biriktirmek
  • İsan: İnsan
  • İpildemek: Hafif kıpırdamak
  • İslah: Adeta
  • İnkipda / İlkipda: İlk önce
  • İlmek: Değmek, temas etmek
  • İlâzım: Lazım
  • İlimon: Limon
  • İşlim güşlüm: Enikonu
  • İkrahsınmak: Tiksinmek
  • İrezil: Rezil
  • K
    Kaşık sapı: Mudurnu yöresel yemeği
    Kelem: Lahana
    Karakabuk: Kestane
    Kaykıla kalmak: Ölmek, soğuyup buz gibi olmak
    Kösülmek: Yorulmak
    Kürtün yığmak: Karlı havada karın bir tarafa yığılması
    Kezlemek: Birisini pusuya düşürmek, fırsat kollamak
    Korkagelmek: Birden korkmak
    Kehat: Kağıt
    Kerezimek: Sağlığın günden güne bozulması

    L
    Löbürdemek: Söylenmek
    Laylon: Naylon
    Liylaki: Leylak
    Lağap: Lakap
    Löbet: Nöbet
    Lafı damzırmak: Kinayeli konuşmak
    Lâf gavutlamak: Konuşulanı unutturmak için araya laf sokmak

    M
    Müceddet: Yeni
    Menemme: Galiba
    Mani: Her zaman, sürekli
    Murabba: Salça
    Mahya: Panayır
    Masarıf: Masraf
    Mor badılcan: Patlıcan
    Mısmıllamak: Sözle veya dayakla cezalandırmak
    Mıncıklamak: Yumuşak şeyi parmakla sıkmak
    Merdemen: Merdiven
    Mezellik: Mezarlık
    Makat: Sedir veya divan örtüsü
    Mayiş: Maaş
    Metiro: Metre
    Mehel olsun: Oh olsun
    Malhazır: Kapaklı bakır tabak
    Müstembel: Kullanılmış, yeni olmayan
    Makseten: Mahsuscuktan
    Mıymıy: Mızmız, ağır kanlı
    Manâcı: Her şeye kusur bulan
    Mahna bulmak: Ayıplamak
    Mozak: Çam kozalağı
    Meh: Almaktan emir
    Mubal: Vebal

    N
    Nemelhacatın: Nene lazım?
    Nankısı: Hangisi?
    Nahak yere: Haksız yere, boşuna
    Naşırfa: Maşrapa
    Nom hayır: Hayırsız
    Ne man: Ne kadar da…
    Nara? / Narasın?: Ne gezer, nerde!
    Nosbatar: Sevimsiz, suratsız
    Nuçun: Niçin
    Nipacan / Nepacan?: Ne yapacaksın?
    Nipbatsınız: Ne yapıyorsunuz?
    N(M)üzümsuz: Lüzümsuz

    O
    Olakalmak: Biriyle uğraşmak, musallat olmak
    Oyasa: Uyuşuk, eli ağır
    Ordan kere: Ondan sonra…
    Olduk gada: Yasak savacak kadar, yarım yamalak
    Oyurgalamak: Teğellemek
    Okumak / Okuyuculuk yapmak: Davet etmek
    Osamak: Aldanmak, yanılmak
    Otobos: Otobüs

    Ö
    Öset: O saat, hemen, derhal
    Öşertmek: Abartmak
    Örüklemek: Ağzına kadar doldurmak
    Örüzger: Rüzgar
    Öne: Öyle
    Öğür olmak: O’nsuz yapamamak
    Öküz buzaladı: Hiç akla gelmeyen şey oldu

    P
    Padadiz: Patates
    Pavkırmak: Sinirli bağırmak
    Pavlika: Fabrika
    Piskevit: Bisküvi
    Pösteki: Hayvan postu
    Pekemek: Ağzını kapatmak
    Peşkir: Ucu saçaklı havlu
    Penayir / Panayır / Mahya: Panayır
    Periz: Perhiz
    Panga: Banka
    Pantul: Pantolon
    Pazı: Hamur yumağı
    Pala: Kumaş parçası
    Parı: Biraz
    Pallamak: Odunu baltayla parçalamak
    Pısmak: 1- Sinmek, gizlenmek 2- Hacim azalması
    Pıyırtdak / Pıyır pıyır giymek: Derhal / temiz giyinmek
    Pıska: Kapuska
    Piyazlamak: Dolduruşa getirmek
    Parıldamak / Parıl parıl etmek: Tirtemek, titremek

    R
    Rico etmek: Yaka silkmek, nefret etmek
    Radıyo: Radyo
    Ravak: Çok koyu şerbet
    Rabbini sormak: Kin beslemek, ders vermek
    Rahmet: Yağmur

    S
    Sehet: Saat
    Süren süren: Akın akın
    Sentil savuş: Yalpalaya yürümek
    Sındı: Makas
    Seyitmek: Koşmak
    Sacicak: Sac ayağı
    Sürgüç: Bulaşık bezi
    Sarkmak: Özenmek, heves etmek
    Salak: Uzun sırık
    Salık: Sağlık
    Soğuklamak: Üşütmek
    Susa: Şose
    Sıpıtmak: Fırlatmak
    Sıyırıvermek: Başıboş bırakmak
    Sıyıttırmak: Bir uçtan girip diğer uçtan çıkmak
    Saysınmamak: Saygı göstermemek
    Sıkılamak: Birini konuşturmak için sıkıştırmak
    Selpeş: Serbest
    Sünge: Ekmek fırını külünü temizlemek

    Ş
    Şaklamak: İkiye bölmek
    Şinci: Şimdi
    Şinciye gada: Şimdiye kadar
    Şipdek: Hemen, anında
    Şöne: Şöyle

    T
    Ta: Daha
    Tentene: Dantel
    Töskürmek: Birini yıldırmak
    Taranmak: Yıkanmak
    Tüylü tombak: Şeftali
    Talike: Tehlike
    Tosturdamak: Tafra etmek
    Tulu: Dolu
    Tasımlamak: Kafadan ölçmek, biçmek
    Tavsımak: Şiddeti azaltmak
    Tıknacık: Küçücük ama kullanışlı ev
    Temek: Ahır penceresi
    Tığteber / Çiğmızrak: Tamamen, hepsi
    Tosba: Kaplumbağa
    Taklaştırmak: Araştırmak, soruşturmak
    Tedik: Çabuk
    Tehne: Tenha
    Tehnelmek: Tenhalaşmak
    Töbusun: Tövbe olsun
    Takanak: Takıntı
    Tokaç: Çamaşır yıkarken kullanılan alet
    Töbeler hakku uçun: Andolsun ki

    U
    Ufecik: Ufak
    Uçun: İçin
    Unca: O kadar
    Uşak: Çocuklara hitap
    Uvvaşık: Uyuşuk

    Ü
    Ürya: Rüya
    Ünnemek: Bağırmak
    Ürgendere: Üvendere

    V
    Vakıt: Vakit
    Vire: Habire, durmadan
    Velesbit: Bisiklet

    Y
    Yuka: İnce
    Yere beraber / Yüzü yerde: Alçak gönüllü
    Yaah: Hayır, olmaz
    Yaslahaç: Hamur açılan tahta
    Yanız: Bir şeyin kenarı
    Yarsımak: Özenmek
    Yıldırdak: Hafif meşrep
    Yence: Hafif
    Yeren: Arkadaş
    Yetirik: Şımarık, sonradan görme
    Yetirememek: Maaşını ayarlayamamak
    Yalabık / Yalapşap: Kaygan / yarım yamalak
    Yapışak: Aşırı titiz
    Yavıldamak: Oyalanmak
    Yırçalmış: Arsız, yüzsüz
    Yo: Kez, defa
    Yosa: Yoksa

    Z
    Zırıncımak: İnat etmek, üstelemek
    Zibillik: Çöplük
    Zoba: Soba
    Zerhoş: Sarhoş
    Zatı: Zaten
    Zipci: Söğüt dalından düdük
    Zartlak: Palavracı
    Zıngıldatmak: Sallamak, kımıldatmak
    Zinhar: Asla, kat’iyen
    Zurnata: Zurna, klarnet
    Zurnatacı: Zurna çalan kişi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: P Harfi

pürüzsüz taş – düzgün taş
“Pürüzsüz taşlar yol yapımında kullanıldı.”

pak – temiz, saf
“Ev pak tutulmuştu bayram öncesi.”

paklamak – temizlemek
“Köylüler ahırı pakladı sabahleyin.”

paklık – temizlik
“Paklık köylü için çok önemlidir.”

palaz – genç ve gelişmekte olan, iri
“Palaz buğday tarlada çıkmıştı.”

palazlanmak – büyümek, gelişmek
“Çocuk palazlandı yaz boyunca.”

pancar – kök sebze
“Köyde pancar ekimi yapılırdı.”

pancarcı – pancar ekimi yapan kişi
“Pancarcı sabah tarlaya gitti.”

papağan – kuş türü
“Bahçede papağan beslerdi köylü.”

papağanca – papağan gibi, taklit eden
“Çocuk papağanca şarkı söyledi.”

para – eski Türkçede küçük değerli eşya, madeni
“Köylü pazara para götürdü.”

parçalamak – parçalara ayırmak
“Odunu parçalamak için baltayı kullandık.”

parça – bölünmüş parça
“Tarladan parça parça ürün toplandı.”

parmak – elin bölümü
“Çocuk parmağını kesti dikenle.”

parmaklık – koruyucu çit, çerçeve
“Ahırın pencere parmaklığı vardı.”

patak – küçük göl, çamurlu su birikintisi
“Tarlada patak oluşmuştu yağmurdan.”

patlak – çatlak, yırtık
“Küçük küpün patlağı vardı.”

patlak vermek – çatlamak, meydana gelmek
“Yağmurdan sonra patlak verdi toprağın çatlağı.”

patlaklık – çatlak olma hâli
“Tencerede patlaklık vardı.”

paşa – eski unvan, saygı
“Paşa köyde büyük saygı görürdü.”

paşalık – paşa ile ilgili iş veya görev
“Paşalık köy için önemliydi eskiden.”

paçavra – eski giysi, bez parçası
“Paçavra sobaya atıldı ısınmak için.”

paçavra gibi – eski, yıpranmış
“Paçavra gibi bezler vardı evde.”

paçoz – eski giysi, yırtık eşya
“Paçoz giysileri tamir ettiler.”

payan – eski para birimi, değerli eşya
“Payan bozdurmak için pazara gittik.”

payanda – destek, direk
“Ahırın çatısı payanda ile desteklenmişti.”

paylaşmak – eşit bölmek
“Köylüler mahsulü paylaştı.”

pay – bölüm, hisse
“Herkes payına düşeni aldı.”

paytak – tökezleyen, yalpalayan
“Paytak yürüyordu eski köylü yollarında.”

paytaklık – tökezleme hâli
“Paytaklık nedeniyle düşme oldu.”

peç – yüzü örten bez
“Kadın peç taktı misafire karşı.”

peçlemek – örtmek, gizlemek
“Kadın yüzünü peçledi köy düğününde.”

peçeli – peç takan
“Peçeli kadın bahçede yürüyordu.”

pek – çok, oldukça
“Bu yıl mahsul pek iyi oldu.”

pekmez – üzüm veya duttan yapılan tatlı sıvı
“Köylüler pekmez kaynatıyordu kış için.”

pekmezkâr – pekmez yapan kişi
“Pekmezkâr sabahleyin işe başladı.”

pekmezlik – pekmez yapılan yer veya kap
“Pekmezlik hazırlandı kaynatmak için.”

pembe – renk
“Pembe çiçekler bahçeyi süsledi.”

pençe – hayvanın tırnağı, kavrayıcı
“Kurtun pençesi iz bırakmıştı.”

pençelemek – pençe ile yakalamak veya çizmek
“Kedi fareyi pençelemişti.”

perçem – saçın ön kısmı
“Çocuk perçemini taradı.”

perçemli – önünde perçem olan
“Perçemli kız gülümseyerek geldi.”

perde – örtü, kapama
“Pencereye perde asıldı.”

perdeli – perdesi olan
“Perdeli oda sabah güneşi alıyordu.”

perhiz – diyete uymak
“Yaşlı köylü perhiz yapıyordu sağlığı için.”

perhizli – diyete uyan, beslenmesine dikkat eden
“Perhizli kişi süt ve ekmekle yetindi.”

peş – arka, takip
“Çocuk peş peşe koşuyordu bahçede.”

peşin – önceden, peşinen
“Peşin ödeme yapıldı pazarda.”

peşkeş – dağıtma, verme
“Eski köylerde peşkeş usulü vardı tohumda.”

peşrev – müzik öncesi parça (eski Türk kültürü)
“Düğünde peşrev çalındı.”

pırıl – parlak, ışıl ışıl
“Pırıl su akıyordu dere kenarında.”

pırıl pırıl – çok parlak
“Güneş pırıl pırıl parlıyordu.”

pırılgan – ışıl ışıl olan
“Pırılgan taşlar yol boyunca dizilmişti.”

pıtırtı – hafif ses, cılız gürültü
“Tarlada pıtırtı vardı sabahleyin.”

pıtırtılı – hafif ses çıkaran
“Pıtırtılı rüzgar yaprakları sallıyordu.”

pıtrak – dikenli bitki
“Tarlada pıtrak vardı, çocuğun eli battı.”

pıtırcık – küçük pıtırtı, küçük parça
“Pıtırcık taşları topladık tarladan.”

poşet – eski bez torba (modern plastik değil)
“Poşet içinde un taşındı pazara.”

poyraz – kuzeyden esen rüzgar
“Poyraz sabahleyin sert esti köyde.”

poyrazlı – poyraz olan
“Poyrazlı havada tarlaya çıkmak zordu.”

pul – para birimi veya pul gibi küçük nesne
“Pul gibi taşları topladık tarladan.”

pulcu – pul toplayan veya işleyen kişi
“Pulcu sabah taşları ayırdı.”

pullu – pul gibi olan, küçük parlak parça
“Balığın pullu derisi ışıldıyordu.”

pursuz – içi boş, havasız
“Pursuz küpler tarlada duruyordu.”

pütür – küçük kabarcık, tümsek
“Toprağın üzerinde pütürler vardı.”

pütürlü – tümsekli, kabarcıklı
“Pütürlü toprak tırmıkla düzeltildi.”

pınar – su kaynağı
“Köyün pınarından su alındı.”

pınarcık – küçük pınar
“Pınarcık bahçenin köşesindeydi.”

pıtır – küçük çıtır ses
“Tarladan pıtır sesleri geliyordu.”

pıtırmak – küçük çıtır ses çıkarmak
“Odun pıtırdı sobada.”

pürtüklü – pütürlü, çıkıntılı
“Pürtüklü taşlar yolda dizilmişti.”

pürüz – düzensizlik, engel
“Pürüz tarlada toprağı zorlaştırdı.”

pürüzlü – engebeli, düzensiz
“Pürüzlü yol sabah yağmurdan sonra kaygandı.”

pürüzsüz – düzgün, engebesiz
“Pürüzsüz taşlar evin önünü süsledi.”

pür – tam, bütün
“Pür çalıştılar tarlada.”

pürüzlenmek – engebelenmek, kabarmak
“Toprak pürüzlendi yağmurdan sonra.”

pürüzsüzlük – düzgünlük, engellenmezlik
“Pürüzsüzlük yol için önemliydi.”

püre – ezilmiş yiyecek
“Patates püre yaptık sabah kahvaltısı için.”

püreli – püre hâlinde
“Püreli yemek köylü sofrasında vardı.”

püstü – eski dilde kaba, sert
“Püstü taşlar yol yapımında kullanıldı.”

püşmek – patlamak, çatlamak (toprak veya alet)
“Toprak püşerek çatlamıştı yazın.”

püskül – süs, saçak
“Kilimin püskülü düzgün idi.”

püskürtmek – sıvı veya tozu yaymak
“Su püskürtüldü tarlaya.”

püskürme – püskürtme işi
“Püskürme ile toprağa su verildi.”

pürüzlendirmek – pürüz hâline getirmek
“Toprağı pürüzlendirdik ekim için.”

pürit – eski taş alet adı
“Pürit taşları köyde bulunmuştu.”

pürtüklülük – kabarcıklı, tümsekli hâl
“Pürtüklülük tarlayı zorlaştırdı.”

pürtüklü taş – tümsekli taş
“Pürtüklü taşlar yolda dizildi.”

püskülleme – püskül yapma
“Kilime püskülleme yapıldı.”

pürüzlenmiş – kabarık, engebeli
“Pürüzlenmiş toprak tırmıkla düzeltildi.”

püritli – taşın özellikli hâli
“Püritli taşları topladık.”

pürtüklü toprak – engebeli toprak
“Pürtüklü toprak ekim için zorlayıcıydı.”

püskürtülmüş – sıvı yayılmış
“Tarlaya püskürtülmüş su vardı.”

pürtü – küçük kabarcık, tümsek
“Pürtü taşları topladık.”

pürüzlenme – kabarma, engebelenme
“Pürüzlenme ekimi zorlaştırdı.”

pırt – küçük patlama, hafif ses
“Odun sobada pırt yaptı.”

pırıldamak – ışıldamak
“Güneş pırıldıyordu sabahleyin.”

pırıldayan – ışıl ışıl olan
“Pırıldayan su köyün çeşmesinde akıyordu.”

pırıl pırıl – çok parlak, ışıklı
“Pırıl pırıl taşlar yol boyunca dizildi.”

pıtır pıtır – küçük cılız ses
“Tarladan pıtır pıtır sesler geliyordu.”

Yazıyı Değerlendirin

Değerlendirmeler (0)

Değerlendirme yok

ilgili yazılar

Erzurum Şivesi: Yerel Ağızlar Sözlüğü

Yerel Ağızlar Sözlüğü: Erzurum şivesi A Abrel beşi: Nisan ayının ondördüncü gününden...

Sivas Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Sivas Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü Aba: 1. Abla, büyük kız kardeş;...

Kütahya Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

KÜTAHYA VE YÖRESİ AĞIZ ÖZELLİKLERİ 1. Ünlü Değişmeleri a) Ünlü...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: E Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: E Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: C Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: C Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

Ankara Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Aygamber:ay çiçeği Afad:afed Alav:ateş Ayalama:harmanda kullanılar ahşap gereç Alıcının körü:kızgınlık esnasında sarf edilen...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: H Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: H Harfi hırslı – çok isteyen,...

Ardahan Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Ardahan Ağzı A ABURSUZ: Rezil AĞBUN: Gübre AĞZINI GÖZÜNÜ TUZ GİBİ YALAMAK: Çok...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: G Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: G Harfi gıcırdatılmışlık – gıcırtı durumu“O...

Ordu Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Ordu'nun kendine özgü halk şivesi vardır. Halkın yıllardan beri...

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: D Harfi

TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: D Harfi TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü:...

Isparta Şivesi Yerel Ağızlar Sözlüğü

Isparta Şivesi Ağızlar Sözlüğü A Aşene – Aşhane, mutfak Ananat – Büyük...

İlginizi Çekebilir