
A
- abari – hayret belirtisi
- abıhat, apıhat – avukat
- Abla – apla
- ağna – anla
- ahasya – akasya
- alamaç – Alev
- alettirik – elektrik
- alışgın – alışkın
- anadırım – anlatırım
- angara – Ankara
- anna – anla
- Annaç – karşı, yamaç
- annadım – anladım
- arabısın – Arabusun, Gülşehir
- arha – arka, taraf
- armıt – armut
- Asbap – elbise, esvap
- asgellik – askerlik
- asikli – kadın
- aşıh – aşık
- ausdos – ağustos
- avanuz – Avanos
- avhalamak – ölçüsüz avuçlamak
- ayaggabı – ayakkabı
- Ayah – ayak
- azaysız – arsız, hırçın
- azına – ağzına
B
- baale, bahale – bak hele
- baanme – beğenme
- Baefendi – beyefendi
- bannah – parmak
- bannahcah – parmaklık
- bazallıh – pazarlık
- bıçah – bıçak
- bilanden – bileğinden
- bıldır – geçen sene
- Bilezik – bilenzik
- bırahma – bırakma
- bırçah – burçak
- biyaz – beyaz
- biyit – beyit
- boön – bugün
- bosdan – bostan, karpuz
- böle – teyze çocuğu
- bööle – böyle
- burda – burada
C
- cenderme, candarma – jandarma
- cıbıh – çubuk
- cierim – ciğerim
- cılbah – çıplak
- cınnah – tırnak
- cuvap – cevap
Ç
- çarkıt – eski, eskimiş
- çarşambuun – Çarşamba günü
- çavış – çavuş
- çığır – çağır
- çişme – çeşme
- çohça – çokça
- çolpa – beceriksiz
- çörüşük – buruşuk, zayıf
D
- daal – değil
- daarmen – değirmen
- daassin – değilsin
- dadınnan – tadıyla
- dagga – dakika
- dahım – takım
- daklaşmak – el şakası yapmak
- darılma – küsme
- dat – tat
- davıl – davul
- davşan – tavşan
- dayima – daima, devamlı
- delannı – delikanlı
- delbeder – şaşkın, perişan
- deliine – deliğine
- dellal – tellal
- dene – tane
- depe – tepe
- Depme – tepme
- desdere – testere
- desdi – testi
- deşir – topla
- dimiş – demiş
- dınarmak – sırıtarak dikilmek
- dınnah, dırnah – tırnak
- dinne – dinle
- diydirmek – fışkırtmak
- dohu – doku
- dokme – dökme
- doluksama – ağlamaklı olmak
- dome – döğme
- dooru – doğru
- doöş – dövüş
- dölekçe – doğruca
- dölendirmek – düzeltmek
- durna – turna
- dut – tut
- duun – düğün
- dü, düğür – ince bulgur
- düğür, dünür – dünür
- dünaan – dün
E
- ediraf – taraf
- ehdiyaç – ihtiyaç
- eldivan – eldiven
- enik – köpek yavrusu
- epişik – eli iş tutmaz, beceriksiz
- ertesuun – ertesi gün
- esgi – eski
- esiini – eksiğini
- esirekli – hasta, zayıf
- Eşgi – ekşi
- evdaler – evdekiler
- eyce – iyice
F
- fahılı – fakılı
- fahır – fakir
- filcan – fincan
- filke – musluk
- fıs – boş
- fiyet – fiyat
- fonfos – bomboş
- foturaf – fotoğraf
G
- gadı – kadı
- gadiro – kadro
- gahış, gahıç – kakıç
- gamçı – kamçı
- gan – kan
- garaltı – gölge
- garannıh – karanlık
- garannıyınca – hava kararınca
- garış – karış
- gayfe – kahve
- gayfelti – kahvaltı
- gaymaham – kaymakam
- gaynana – kaynana
- gaynata – kayın baba
- gerikmek – şişmek
- geşler – gençler
- gice – gece
- gidiyoh – gidiyoruz
- gına – kına
- gınamah – kınamak
- gıremise – kıremise altını
- gısga – kısa
- gısım – kısım
- gışın – kışın
- gıymat – kıymet
- gız – kız
- goçyeğit – koçyiğit
- gol – kol
- goley – kolay
- gonşu – komşu
- gor – gör
- gorhma – korkma
- gorme – görmek
- gorsen – görsen
- goyun – koyun
- gozel – güzel
- gölermek – yerleşmek
- gömüksü – bataklık kokusu
- guduret – kudret
- gumandan – kumandan
- gumpür – patates
- gunnük – günlük
- gunüz – gündüz
- gurdama – karıştırma
- guru – kuru
- guvaa – güvey
- guvat – kuvvet
- guvencir, güvelcin – güvercin
- guzu – kuzu
- guzulama – kuzulama
H
- habe, hebiye – heybe
- hafte – hafta
- hamır – hamur
- hangı – hangi
- hangırdamak – kahkaha atmak
- Hani – hanı
- Harar – büyük çuval
- hasda – hasta
- hatıca, hacca – Hatice
- hatir – hatır
- havız – havuz
- hekalar, hekaye – hikaye
- Helki – bakraç
- herif – erkek
- hevadis – havadis
- hokumet – hükümet
- homaka – değnek / kemik
- ıhdıyar – ihtiyar
I / İ
- iküne – iki güne
- ilaan, ileğen – leğen
- ilaarşı – ele karşı
- ilazım – lazım
- ilas, iləş – ilaç
- ıldız – yıldız
- ileçber, ireçber – çiftçi
- ilimon – limon
- imine – Emine
- inne – iğne
- ıradyo – radyo
- irahet, irahat – rahat
- ıramazan – ramazan
- ıras – rast gelme
- ıray – rey, oy
- ırgat – işçi
- irica – rica
- irken – erken
- ısdambıl – İstanbul
- isgarpin – iskarpin
- işdaa – işte
- işdik – içtik
- işgi – içki
- ızıcıh – azıcık
K
- kalgın, galgın – evde kalmış
- kekeç – kekeme
- kekil – kakül
- keleme – kelime
- keşifci – keşif heyeti
- keşik – sıra
- kil – kir
- kirmen – kirman
- kofalak – övüngen
- kohulatma – koklatma
- kolge – gölge
- kome – küme
- koolü – köylü
- koun – köyün
- kötülengin – zayıf, cılız
- kunde – her gün
M
- maasıl – mahsul
- mahana, mahane – bahane
- maiş, mayış – maaş
- mamıt – Mahmut
- manangoz – marangoz
- mangır – para
- mantu – manto
- marisem – meğer
- mayene – muayene
- mefaat – vefat
- melmekat – memleket
- memmet – Mehmet
- memnün – memnun
- mercen – mercan
- merdivan – merdiven
- mesel – masal
- metiro – metre
- mezer – mezar
- mıhtar, kaaye – muhtar
- minasip – münasip
- mırçımak – sulanmak
- misavir – misafir
- misir – mısır
- miyirsek – çocuğu fazla sevmek
- motur – motor
- möhdaç – muhtaç
- muhanet, muhannet – zalim, kötü
N
- naadar – ne kadar
- naazer – ne gezer
- nahıt – ne vakit
- nalet – lanet
- nalik, nalin – nalın
- namimize – namımıza
- napacan – ne yapacaksın
- navar – ne var
- navrak – yüz, surat
- nemşeer, memşeer – Nevşehir
- neşaal – ne şekil
- nezet – lezzet
- niide – Niğde
- niniycan – ne yapacaksın
- nörüyon – ne yapıyorsun
O
- okelen – öfkelen
- olçum – işgüzar
- ondüç, öndüç – ödünç
- ooke – öfke
- opratur – operatör
- orah – orak
- öfele – ufala
- öretman – öğretmen
- ötace – ötegeçe
- ötaler – ötekiler
P
- pahır – bakır
- pahla – bakla
- pahlavı – baklava
- palta – balta
- pamıh – pamuk
- panga – banka
- pateyis, patitis – patates
- pirişan – perişan
- pürçüklü – havuç
S
- sabın – sabun
- sahlan – saklan
- Sali – Salı
- savır – savur
- serhoş, zerhoş – sarhoş
- sesen – seksen
- sırkalamak – sıkıştırmak
- soğna, soğnacıma – sonra
- sohu – soku
- sufra – sofra
- suvan – soğan
Ş
- şikaat – şikâyet
- şimci, şimcik – şimdi
- şindi – şimdi
- şoorda – şurada
- şusa – şose
- şüfer, şifer – şoför
T
- tahda – tahta
- tahsim – taksim
- talla – tarla
- Tarana – tarhana
- tavıh – tavuk
- tekral – tekrar
- telaşe – telaş
- telefın – telefon
- temam – tamam
- temus, temuz – temmuz
- tenike – teneke
- teyyare – uçak
- til – tel
- tohdur, dohtur – doktor
- tohmah – tokmak
- toprah, torpah – toprak
U
- uğra – un
- uğütme – öğütme
- uruba – elbise, takım
- urup, uruplu – tahıl ölçme aracı
- uvahıt – o vakit
- uyuntu – sinekli, ezgin
- ülüzgar – rüzgar
- ümüm – umum
- üşüdük – sürekli nezle olan
- üzlük – küçük çömlek
V
- vallaha – vallahi
- verecam – vereceğim
- vir – ver
- vugaat – vukuat
Y
- yadırhı – yabancı
- yağnı – göğüs
- yamır – yağmur
- yangılı – yangın olan
- yarpah, yarpak – yaprak
- yazzıh – yazık
- yedaane – yedeğine
- yelane – yeleğine
- yenidden – yeniden
- yil, yir – yer
- Yimaa – yemeğe
- yımırta – yumurta
- yomiyeci – yevmiyeci
- yummuh – yumruk
- yumuş – emir, buyruk
- yusek – yüksek
- yüsüh, yüsük – yüksük
Z
- zaamet – zahmet
- zabaadar – sabaha kadar
- zahra – buğday
- zeman – zaman
- zenaat – sanat
- zerdeli, zelderi – zerdali
- zinep – Zeynep
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: M Harfi
müstahkem – sağlam, dayanıklı
“Ev müstahkem yapıldı.”
mangal – ateşte yemek pişirme aracı
“Akşam mangal yaptık bahçede.”
mangır – eski paranın adı, para
“Bakkalda mangır yoktu, nakit verdik.”
manav – sebze ve meyve satan kişi
“Köyde manavdan domates aldık.”
mandıra – süt ürünleri yapılan yer
“Mandırada peynir yaptılar.”
mantar – yenilebilir bitki
“Ormanda mantar topladık.”
marul – sebze
“Salata için marul aldık.”
mas – masa
“Evde büyük bir mas vardı.”
maşrapa – su kabı
“Kuyu başında maşrapa ile su aldık.”
matah – önemli, değerli
“O, köyde matah bir adamdır.”
mavi – renk
“Gök mavi ve açıktı.”
mayalı – hamur kabarmış
“Ekmek mayalı ve güzel olmuş.”
mecbur – zorunlu
“Mecbur tarlaya gitmek zorunda kaldık.”
meftun – çok seven
“O köye meftun kaldım.”
meşe – ağaç türü
“Bahçede meşe dikili.”
meraklı – her şeyi öğrenmek isteyen
“Çocuk meraklı bir şekilde etrafa bakıyor.”
merdiven – yukarı çıkmak için araç
“Ev merdiveni ahşaptan.”
mesken – ev, konut
“Köyde eski meskenler var.”
meslek – iş, uğraş
“Babamın mesleği çiftçilik.”
mısır – tarım ürünü
“Tarlada mısır ekiliydi.”
misket – küçük top
“Çocuklar misket oynadı bahçede.”
mizrak – uzun silah, mızrak
“Köyde mizrak kullanılırdı.”
mola – dinlenme zamanı
“Tarlada öğle molası verdik.”
mor – renk
“Üzüm mor olmuştu.”
muğla – kırlık yer, arazi
“Muğla köyün yakınındaydı.”
mula – hayvan, eşek veya katır
“Mula yük taşıdı pazara.”
mum – aydınlatma aracı
“Gece mum yaktık.”
munis – sakin, uysal
“İnek munis bir şekilde otluyordu.”
murad – istek, arzu
“Babamın muradı gerçekleşti.”
muşmula – meyve türü
“Muşmula topladık bahçeden.”
murt – kötü huylu kişi
“O adam murt, dikkat etmek gerek.”
muska – koruyucu, nazarlık
“Çocuk için muska yazıldı.”
mut – keyifli, hoş
“Hava çok mut ve güzeldi.”
mutaassıp – inançlı, tutucu
“Mutaassıp köy insanları var.”
muvakkat – geçici
“Muvakkat olarak misafir kaldık.”
muştu – haber, iyi haber
“Köyden muştu geldi.”
mısırözü – mısırın yağı
“Mısırözü ile yemek yaptık.”
muhabbet – hoş sohbet
“Komşularla muhabbet ettik.”
mühür – damga
“Evraklara mühür basıldı.”
müteşekkil – düzenli, toplu
“Müteşekkil bahçe vardı.”
mızıkçı – şikâyet eden kişi
“Çocuk mızıkçı, her şeye ağlıyor.”
mızrakçı – mızrak kullanan kişi
“Mızrakçı tarlaya gitti.”
mıhlamak – çivi çakmak
“Kapıyı mıhladık.”
mıknatıs – demir çeken araç
“Mıknatıs demiri çekiyor.”
mısır ekmeği – mısır unundan ekmek
“Köyde mısır ekmeği yapıldı.”
mısır unu – mısır öğütülmüş hali
“Mısır unundan helva yaptık.”
mızır – küçük mızrak
“Çocuk mızır ile oyun oynadı.”
mırıldanmak – sessiz şarkı söylemek
“Kadın mırıldandı.”
mırıldanış – sessiz söyleyiş
“Mırıldanış duvar arkasından geldi.”
mırık – küçük kedi
“Mırık köşede uyuyor.”
mırıltı – hafif ses
“Dere kenarında mırıltı vardı.”
mırmır – sürekli şikâyet
“Yaşlı adam mırmır ediyordu.”
mıymıntı – zayıf ve cılız kişi
“O çocuk biraz mıymıntı ama çevik.”
mızrak – uzun silah
“Tarlada mızrak kullandık.”
mırnav – kedi sesi
“Kedi mırnav dedi.”
mülayim – sakin, yumuşak huylu
“Mülayim inek otluyordu.”
mükellef – zengin, bol
“Mükellef sofra hazırlanmıştı.”
mütemadiyen – sürekli
“Köyde mütemadiyen çalışmak gerekir.”
müteferrik – dağınık
“Bahçe müteferrik şekildeydi.”
müdhiş – çok kötü, korkunç
“Fırtına müdhişti.”
müneccim – geleceği söyleyen kişi
“Müneccim köye gelmiş.”
muntazam – düzenli
“Muntazam sıralanmış tarlalar vardı.”
münzevi – kendi başına yaşayan
“Münzevi yaşlı adam köydeydi.”
mükafat – ödül
“Çocuğa mükafat verdiler.”
müstahkem – sağlam, dayanıklı
“Ev müstahkem yapıldı.”
müteakip – sonraki
“Müteakip gün tarlaya çıktık.”
mütemadi – sürekli
“Rüzgar mütemadi esiyordu.”
muvaffakiyet – başarı
“Tarlada muvaffakiyet sağlandı.”
muvazen – denge
“Hayvanların muvazeni bozulmuştu.”
müstesna – istisna
“Bu köy müstesna güzellikte.”
muhit – çevre
“Köyün muhitini sevdik.”
mukavemet – direnç, dayanıklılık
“Taş duvarın mukavemeti iyiydi.”
murakabe – gözetim
“Hayvanlar murakabe altında tutuldu.”
murat – dilek, arzu
“Onun muradı kabul oldu.”
murassa – süslü, gösterişli
“Murassa masa sofrada duruyordu.”
mütemadiyet – süreklilik
“Yağmurun mütemadiyeti rahatsız ediciydi.”
mutasavver – tasarlanan
“Mutasavver plan tutmadı.”
muntazaman – düzenli
“Ev muntazaman temizlenmişti.”
muazzam – çok büyük
“Muazzam bir harman yapıldı.”
mürettep – düzenli
“Mürettep bahçe çok güzeldi.”
mukabele – karşılık
“Misafir mukabele yaptı.”
mükerrer – tekrar
“Mükerrer yazı düzeltilmeliydi.”
müstesnaiyet – istisna hali
“Müstesnaiyet tanındı komşuya.”
mukim – yerleşik
“Köyde mukim insanlar çoğunlukta.”
mukayyed – bağlı, sınırlı
“Hayvanlar ahırda mukayyed tutuldu.”
mukavva – karton, sert kağıt
“Mukavvadan kutu yaptık.”
muhabere – iletişim
“Mühendis muhabere yaptı köy ile.”
muhayyer – şaşkın, kafası karışık
“Köylü muhayyer kaldı olay karşısında.”
muğlak – belirsiz
“Mıhlanacak yer muğlak kaldı.”
müstakil – bağımsız, ayrı
“Müstakil ev bahçeliydi.”
müstahak – hak edilen
“Kazanana müstahak ödül verildi.”
mükemmel – kusursuz
“Bahçe mükemmel biçimlenmişti.”
muhacir – göçmen
“Muhacir aile köye yerleşti.”
mukaddes – kutsal
“Köyde mukaddes bir alan vardı.”
müjde – sevinçli haber
“Müjde geldi, hasat iyiymiş.”
mümin – inanan
“Mümin insanlar köyde çoktu.”
muhteşem – olağanüstü
“Muhteşem manzara vardı.”
mutaassıp – inançlı, tutucu
“Mutaassıp köy halkı geleneklerine bağlıydı.”
muvakkaten – geçici olarak
“Muvakkaten evde kaldılar.”
müspet – olumlu
“Haber müspet geldi.”

