
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: B Harfi
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: B Harfi
- Bayak – az önce; “Bayak geldim köyden.” — (Malatya)
- Bıldır – geçen sene; “Bıldır buğday çok olmuştu.” — (Erzurum)
- Bibi – baba kız kardeşi, hala; “Bibi sabah kahveyi getirdi.” — (Karadeniz)
- Bider – tohum; “Toprağa bider ektik.” — (Karadeniz)
- Boz – nadas yapılmamış tarla, kül rengi; “Boz tarlaya ilk tohum serpildi.” — (Rize)
- Bastık – üzümden yapılan yuvarlak pestil; “Bastık hazırladılar kış için.” — (Malatya)
- Bağdaş – ayağı kavuşturarak oturmak; “Yaşlılar bağdaş kurup sohbet ettiler.” — (Rize)
- Bambıl – buğdayda kurtçuk; “Tarlada bambıl çoğalmıştı.” — (Erzurum)
- Bayaktan – az önce; “Bayaktan çıktım ahıra.” — (Erzurum)
- Bandat – bozuk, yavan; “Bandat yağ kullanılmış tavada.” — (Erzurum)
- Bayır – yokuş; “Bayırdan aşağı kaydılar sabah.” — (Karadeniz)
- Belik – küçük kemik, balık; “Balık belikleri çoktu tava da.” — (Rize)
- Beleş – ücretsiz, karşılıksız; “Köylü beleş aldı ekmeği.” — (Trabzon)
- Benek – leke, küçük işaret; “Elma üzerinde benek vardı.” — (Karadeniz)
- Berik – yakın, hemen yanı baş; “Berik tarladaydı sabah.” — (Rize)
- Besik – beşik; “Bebek besiğe yatırıldı.” — (Erzurum)
- Beyik – uzun boylu; “Beyik ağaçlar bahçeyi gölgeliyordu.” — (Rize)
- Bıcır – küçük çocuk; “Bıcır oynadı bahçede.” — (Karadeniz)
- Bıcı – kesmek için alet; “Bıcı ile ot biçtiler.” — (Rize)
- Bıçakçı – bıçak yapan; “Bıçakçı sabah yeni bıçak yaptı.” — (Trabzon)
- Bıcırık – küçük ve hareketli; “Bıcırık tavşak tarlada koştu.” — (Rize)
- Bidik – bakış; “Çocuk bidik attı dedesine.” — (Karadeniz)
- Bilek – kolun orta kısmı; “Bileğini burktu sabah tarlada.” — (Rize)
- Bilezik – kol süsü; “Bilezik hediye verildi köyde.” — (Erzurum)
- Binik – binek hayvan; “At binik olarak kullanıldı.” — (Rize)
- Binmek – ata çıkmak; “Küçük çocuk atına bindi.” — (Karadeniz)
- Biçer – biçen kişi, köyde; “Biçer sabah tarlayı biçti.” — (Rize)
- Biçmek – kesmek; “Biçtik samanı sabahleyin.” — (Trabzon)
- Boğaz – dar geçit veya yemek yolu; “Boğazdan tarlaya girdik.” — (Rize)
- Boğmak – bastırmak; “Yaşlı çocuğu ağlarken boğmadı.” — (Karadeniz)
- Boş – eksik, hazır olmayan; “Boş tarlayı dolduracaklar.” — (Erzurum)
- Boşluk – açık alan; “Boşlukta çocuklar oynadı.” — (Rize)
- Borç – alınan, geri verilecek; “Borç ekmeği köylüye verdik.” — (Trabzon)
- Boru – su veya havalandırma borusu; “Boru bahçeye su taşıdı.” — (Rize)
- Bozuk – kullanılamayan, kırık; “Bozuk kapı tamir edildi.” — (Karadeniz)
- Buğ – duman, köyde ateşten; “Ocaktan buğ çıktı mutfağa.” — (Rize)
- Buk – eski köy dilinde kütük veya büyük parça; “Buk odun sobaya kondu.” — (Trabzon)
- Bulak – su kaynağı, çeşme; “Bulaktan su aldılar sabah.” — (Rize)
- Bulamaç – un ve su karışımı; “Bulamaç pişti sabah kahvaltıda.” — (Karadeniz)
- Bulanık – temiz olmayan su; “Dere suyu bulanık akıyordu.” — (Rize)
- Burak – dar geçit; “Buraktan tarlaya girdik.” — (Erzurum)
- Burun – yüz uzantısı veya ön uç; “Koyunun burunu karlıydı.” — (Karadeniz)
- Buruşuk – kırışık, eski; “Buruşuk elma ağaçta kaldı.” — (Rize)
- But – eski köy dilinde bacak veya parça; “But tarlaya taş oldu.” — (Trabzon)
- Buğday – tahıl; “Buğday ektik bahçeye.” — (Rize)
- Büklüm – kıvrım, bükülme; “Büklüm yol çukura girdi.” — (Karadeniz)
- Bükmek – kıvırmak, eğmek; “Dalı bükerek taşıdılar.” — (Rize)
- Bürgü – köyde dolap veya kutu kapağı; “Bürgü açıldı sabah.” — (Erzurum)
- Bürümek – kıvırmak, sarmak; “İpi bürümek lazım pakete.” — (Rize)
- Büte – köyde küçük kütük veya taş; “Büte taş yol kenarında duruyordu.” — (Trabzon)
- babaç – iri yapılı, güçlü
“Köyün babaç delikanlıları harmana koştu.” - bacaklık – kısa boylu kimse
“Şu bacaklık çocuk yine koşup duruyor.” - badıç – küçük dere
“Badıcın orada balık çok olur.” - bagırmak – bağırmak
“Çocuklar yine sokakta bagırıyor.” - bahir – deniz
“Bahir bugün çok sakindi.” - bakı – güneş alan yer
“Evi bakıya yaptılar, kışın çok güzel ısınır.” - bakraç – metal kova
“Sütü bakraçla komşuya götürdü.” - balcıklı – çamurlu
“Yağmurdan sonra yol balcıklı oldu.” - ballık – tatlılık, iyilik
“Bu çocukta bir ballık var, herkes sever.” - baltak – çamur toprağı
“Tarlanın baltak yerlerine basma, batarsın.” - baltırık – diz altı
“Çamur baltırığına kadar çıktı.” - bambıl – iri, kalın
“Bambıl bir odun getirmiş sobaya.” - bamtırak – hafif sert
“Hamur biraz bamtırak olmuş.” - bana – bana göre
“Bana, bu iş yarına kalmaz.” - bani – koruyan
“O çocukların bani gibi başlarında durdu.” - bap – konu, bölüm
“Bu bapta güzel sözler yazmış.” - barak – kulübe
“Çoban barakta geceyi geçirdi.” - barça – hepsi, tamamı
“Barça buradaymış, kimse eksik değil.” - bardaklık – oyuk yer
“Dağın bardaklığında su birikmiş.” - barmak – gitmek
“Ben çarşıya barmam bugün.” - basgan – güçlü, kuvvetli
“Basgan adam yükü tek başına kaldırdı.” - baskıra – nefes nefese
“Koşa koşa geldi, baskıra kaldı.” - basmakalıp – değişmez
“Hep basmakalıp sözler söylüyor.” - bastı – sis
“Sabah yine bastı çökmüş dağın eteğine.” - batman – ağırlık ölçüsü
“Bir batman buğday getirdi.” - bav – koku
“Bu odada bir bav var, nereden geliyor acaba?” - baya – oldukça
“Bugün hava baya serin.” - bayak – büyükçe
“Bayak bir taş yuvarlanmış.” - bayındır – bereketli
“Bu topraklar bayındır, ekin iyi olur.” - bazlama – kalın ekmek
“Teyze bazlama pişirdi, sıcak sıcak yedik.” - becik – küçük
“Becik bir kuş kondu pencereye.” - bedre – küçük yuvarlak taş
“Derede türlü türlü bedre vardı.” - beg – bey
“Köyün begine danışmadan iş yapılmazdı.” - behrek – bereket
“Bu yıl mahsulde behrek çok.” - bekleşmek – oyalanarak beklemek
“Kapıda bekleşip durmayın.” - belik – saç örgüsü
“Kızın beliğine kurdele bağladı.” - belinmek – sulanmak
“Tarlanın kenarı belinmiş.” - belis – ince yağmur
“Sabah belis gibi yağmur vardı.” - belük – yumuşak çamurlu yer
“Belüğe basınca ayakkabı gömüldü.” - beneklenmek – lekelenmek
“Meyveler güneşte beneklendi.” - berci – gezici işçi
“Berci sabah erkenden geldi.” - berke – sert, tok
“Bu odun berke, kolay kırılmaz.” - berrak – açık, temiz
“Çay bugün berrak akıyordu.” - bervan – gezgin
“Bervan misali köy köy dolaşıyor.” - bezme – sohbet
“Akşamları bezme kurulur evde.” - bıcıl – çamurlu su
“Ayaklarım bıcıl oldu.” - bıcırdaşmak – hızlı konuşmak
“Çocuklar bıcırdaşıp duruyordu.” - bıda – biraz
“Bıda daha bekle.” - bıdık – küçük
“Bıdık köpek yine peşimde.” - bıyışık – gevşek
“Bu ip bıyışık, iyi bağlamaz.” - bindingi – düğüm
“İpin bindingisini çözemedim.” - bileğen – bileme taşı
“Bıçağı bileğene sürttü.” - bilgiçlenmek – çok bilmiş davranmak
“Çocuk iki kelime öğrendi, bilgiçlendi hemen.” - billur – cam gibi
“Billur gibi su akıyordu çeşmeden.” - birçik – biraz
“Birçik sabret, gelirler şimdi.” - birgi – iz
“Yerde at nalının birgisi vardı.” - birtik – hafif yanık izi
“Tavanın kenarı birtik olmuş.” - biyeli – çizgili kumaş
“Biyeli gömleği çok yakışmış.” - bizdiri – bezdirici söz
“Bizdiri konuşma yine başladı.” - boğaç – iri yapılı
“Boğaç bir adamdı, herkes çekinirdi.” - boğaşmak – boğuşmak
“Köpekler bahçede boğaşıyordu.” - boğda – buğday
“Bu sene boğda az oldu.” - boğdaç – harman yeri
“Boğdaçta çocuklar oynardı.” - boğgun – boğucu sıcak
“Boğgun bir hava vardı bugün.” - boğulga – iç sıkan
“Bu oda çok boğulga, pencere açalım.” - boğu – sis
“Dağı boğu kaplamış.” - boklu – çamurlu
“Ayakkabıların boklu olmuş yine.” - bolca – çokça
“Bugün yağmur bolca yağdı.” - boluk – kalabalık
“Boluk bir grup geldi köye.” - boranda – fırtına
“Dün gece boranda kopmuş.” - boranlık – kasvetli hava
“Sabah boranlık bir gün vardı.” - borsa – kepçenin sapı
“Sütün borsasını kırmış çocuk.” - boşnak – dalgın kimse
“Oğlan biraz boşnak bugün.” - boydaş – yaşıt
“Bu çocuklar boydaş, hep beraber oynarlar.” - boyra – saman demeti
“Boyraları ambarın yanına yığdılar.” - boynak – boyun
“Boynağına ince bir atkı sardı.” - bozlak – uzun hava türkü
“Amca güzel bir bozlak söyledi.” - bozma – kırık renk
“Bozma bir at geldi çayıra.” - bozukça – biraz bozuk
“Hava bozukça ama yağmaz.” - bozunmak – dağılmak
“Toplantı erken bozundu.” - böğrek – böbrek
“Koyunun böğreğini ayırdı.” - böğürtmek – bağırmak
“Çocuk dışarıda böğürtüp duruyor.” - böken – keçi yavrusu
“Dağda böken sesi duydum.” - börekçik – küçük börek
“Teyze börekçik yapmış, mis gibi.” - böştir – boştur
“O oda böştir, geç otur.” - böşümek – boşaltmak
“Suyu böşüdü kovadan.” - böte – küçük torba
“Para bötesinde duruyor.” - böyleğen – böyle işte
“Böyleğen, yapacak bir şey yok.” - böyrük – hafif yokuş
“Ev böyrükte kalıyor.” - bözü – boğaz
“Çocuğun bözüne bir şey takıldı.” - budak – ağaç çıkıntısı
“Budaklı odun çabuk yanmaz.” - budamak – kırpmak
“Bağları budadılar bugün.” - budancı – ağaç kesen
“Budancı ormana gitti sabah.” - bulgamak – karıştırmak
“Çorbayı karıştırmayı unutma, dipi bulgar.” - bultak – çamur çukuru
“Tarlada bir bultak var, araba batıyor.” - buraç – küçük tepecik
“Çocuklar buraçta koşuyordu.” - büsbütün – tamamen
“Evi büsbütün boşaltmışlar.” - buyruntu – emir
“Muhtarın buyruntusu böyleymiş.” - büyünmek – örtünmek
“Üşüyünce şalla büyündü.” - büzmek – sıkıştırmak
“Bezi büzdü, düğüm attı.”

