
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: H Harfi
hırslı – çok isteyen, azimli
“O çocuk hırslı ve çalışkan.”
hac – kutsal yolculuk
“Dedesinin hac yolculuğu tamamlandı.”
hacamat – kan aldırma yöntemi
“Köyde hacamat yaptırdılar.”
hacı – hac görevini yapmış kişi
“Hacı Ali köyde saygı görür.”
hacıyatmaz – kararlı, inatçı
“Çocuk hacıyatmaz, kolay ikna olmaz.”
had – sınır
“Bahçe had ile çevrili.”
haddini bilmek – sınırı bilmek
“O, haddini bildi ve susmayı tercih etti.”
hafif – az, hafif
“Bu yemek hafif ve lezzetli.”
hafiflik – azlık durumu
“Yatak hafiflik hissi veriyor.”
haftalık – bir hafta süren
“Haftalık toplantıyı erteledik.”
hah – onay, evet anlamında ses
“Hah, anladım dedi çocuk.”
hak – doğru, adalet
“Herkes hak sahibidir.”
hakem – karar veren kişi
“Hakem maçı yönetti.”
hakikat – gerçek
“Hakikat ortaya çıktı.”
haklı – doğru olan
“Sen haklısın.”
haklılık – doğru olma durumu
“Onun haklılığı tartışılmaz.”
hal – durum
“Çocuk halini anlatıyor.”
halas – kurtuluş
“Halas olmamız gerekiyordu.”
halat – ip, bağlama aracı
“Halatla yük çektik.”
hale – durum, etki
“Durumun hale etkisi vardı.”
halef – yerine geçen
“Halef babasının işini devraldı.”
halka – yuvarlak, halka biçiminde şey
“Halka ekmek yaptık.”
halletmek – çözmek
“Sorunu hallettik.”
ham – olgunlaşmamış
“Ham elma topladık.”
hamal – yük taşıyan kişi
“Hamal pazarda çalışıyor.”
hammadde – işlenmemiş madde
“Bu kumaş hammadde olarak kullanılır.”
hamile – bebek bekleyen kadın
“Komşu hamileydi.”
han – konak, misafirhane
“Tarihi han restorasyon görmüş.”
hanım – bayan
“Hanım çok nazik davranıyordu.”
hapis – ceza yeri
“Suçlu hapse girdi.”
har – yakılmış, boş
“Tarla har olmuş.”
harç – bağlama maddesi
“Duvar için harç hazırladılar.”
harika – çok güzel
“Manzara harikaydı.”
haritalık – haritaya uygun
“Haritalık yerleri işaretledik.”
harman – ürün toplama yeri
“Buğday harmanda.”
harmanlık – harman yeri
“Harmanlık boş kalmış.”
harmanlamak – ürünleri harmanlamak
“Buğdayı harmanladılar.”
harp – savaş
“Harp yılları zorluydu.”
has – saf, seçkin
“Has buğday ektik.”
hasat – ürün toplama
“Hasat zamanı gelmişti.”
hasır – örülmüş şey
“Hasır sepet hazırladık.”
hasırlaşmak – hasır gibi olmak
“Hasırlaşmış kilim güzel.”
hassas – dikkat gerektiren
“Hassas iş yapıyoruz.”
hat – çizgi, hat
“Hat çekmek için cetvel kullan.”
hata – yanlış
“Hata yaptım, özür dilerim.”
hatırlamak – unutmamak
“Doğum gününü hatırladım.”
hatırlatmak – anımsatmak
“Sana bir şeyi hatırlattım.”
hatun – kadın
“Hatun nazik ve kibar.”
hav – köpek sesi
“Köpek hav hav dedi.”
hava – atmosfer, durum
“Hava bugün güzel.”
havalı – gösterişli
“O çocuk havalı giyinmiş.”
havas – ruh hali
“Havas çok neşeliydi.”
havuz – su birikintisi
“Bahçede havuz var.”
havlamak – köpeğin sesi
“Köpek havladı.”
hayal – düş, fikir
“Güzel bir hayal kurdu.”
hayalet – görünmez varlık
“Evin içinde hayalet dolaşıyor.”
hayat – yaşam
“Hayat kısa ve değerli.”
hayatlık – yaşamla ilgili
“Hayatlık eşyalarını topladı.”
haydut – kötü kişi
“O bölgedeki haydut yakalandı.”
hayır – iyi, hayırlı
“Yaptığın iş hayır olsun.”
haylaz – yaramaz
“Çocuk haylaz bir şekilde koşuyor.”
haz – zevk, memnuniyet
“Yemekten haz aldım.”
hazırlamak – düzenlemek
“Yemeği hazırladık.”
hazırlık – düzenleme işi
“Sınav için hazırlık yaptım.”
hazır – tamam, elverişli
“Yemek hazır.”
hazırlanmak – kendini hazırlamak
“Toplantıya hazırlanıyor.”
hazırol – emir, hazır ol anlamında
“Askerler hazırol dedi.”
hece – ses birimi
“Kelimenin hecesini say.”
heceler – kelimenin parçaları
“Bu kelimenin hecelerini ayır.”
hedef – amaç
“Hedefe ulaştık.”
hedeflemek – amaçlamak
“Topu hedefledi.”
hekim – doktor
“Hekim hastayı muayene etti.”
hekimlik – doktorluk
“Hekimlik mesleği zordur.”
hekimhane – doktor yeri
“Hekimhane köyde açıldı.”
helenmek – titremek, sallanmak
“Rüzgarda dallar helendi.”
helikopter – hava aracı
“Helikopter havalandı.”
helva – tatlı
“Cuma günü helva yaptık.”
hem – iki şeyi bağlayan
“Hem çalıştı hem okudu.”
hemencecik – hemen
“Hemencecik geldi.”
hemşerilik – aynı yerden olma durumu
“Hemşerilik bağımız var.”
henüz – daha, şimdiye kadar
“Henüz başlamadı.”
hep – sürekli
“O hep güler.”
her – her biri
“Her insan değerlidir.”
herhangi – fark etmeyen
“Herhangi biri gelebilir.”
herkes – bütün insanlar
“Herkes toplandı.”
herkese – tüm insanlara
“Herkese selam söyledim.”
herkesin – herkesin şeyi
“Herkesin fikri önemli.”
herkesçe – herkes tarafından
“Herkesçe kabul edildi.”
herkesli – herkesle ilgili
“Herkesli bir toplantı oldu.”
herkesten – herkesten
“Herkesten yardım istedik.”
herhangi bir – rastgele
“Herhangi birini seçebilirsiniz.”
herkesin gözü önünde – açık şekilde
“Her şey herkesin gözü önünde oldu.”
hır – öfke, kızgınlık
“Oda hır doluydu.”
hırçın – öfkeli, huysuz
“Kedi hırçın davranıyor.”
hırgür – kavga, tartışma
“Çocuklar hırgür ettiler.”
hırka – üst giysi
“Kışın hırka giydim.”
hırs – istek, azim
“Başarıya hırs duyuyor.”
hırsız – çalan kişi
“Hırsız yakalandı.”

