Sürgün Edilen Türklerin İnanılmaz Öyküleri: 3-Kırım Sürgünü 3

Sürgün Üstüne Sürgün

Anlatan : Fatime KÜÇÜK Hazırlayan: Yrd. Doç Dr. Zuhal YÜKSEL

Ben 1931 yılında Kırım’da doğdum. Benim atalarım Kırım’a Türkiye’den geldikleri için, pasaportumuzda Türk yazıyor. Dedem Sarı Mecit Türk, İstanbul’a gitmiş, yollar kapanınca da Kırım’a dönmemiş ve Türkiye’de kalmış. Kırım’dan ayrı kalmaya dayanamadığı için de çok yaşamamış ölmüş. Herhalde orada çoluk çocuğu da olmuştur.

Biz, sürgünün yapıldığı 18 Mayıs 1944 gecesi Kökköz’de yaşıyorduk. Ben henüz çok küçüktüm. Takur-tukur kapılara pencerelere vurmaya başladılar, insanlar bağrışıyor, köpekler havlıyordu. Askerlerin “Çok çabuk, 15 dakika içinde çıkın, kamyonlara binin” talimatı ile Kırım’daki bütün Kırım Tatarları toplandı ve götürüldüler. Bizim pasaportumuzda Türk yazdığı için, bizi Kırım Tatarlarıyla birlikte sürmediler. Başımıza ne geleceğini bilmeden 15 gün daha şaşkınlık ve korku içinde Kırım’da yaşadık. Bizi Kırım Tatarlarının sürgününden 15 gün sonra Özbekistan’a sürdüler. Türk olduğumuz için bize çok eziyet ettiler. Hayvanlar gibi çekiştire çekiştire vagonlara doldurup götürdüler. Tıpkı hayvanlar gibi… Vagonlarda yaşlılarımız vardı. Zavallılar bu yolculuğa dayanamayıp teker teker ölmeye başladılar. Tren arada bir beş dakika duruyor, biz de ölülerimizi bir ağacın dibine bırakıp yola devam ediyorduk. Cenaze töreni yok, kefen yok, gömmek yok. Öylece oralara bıraktık cenazelerimizi.

Sürgün yerlerinde de çok sıkıntı çektik, insanların çoğu sıtma hastalığına yakalandı. Ne yemek için aşımız, ne giymek için elbisemiz, ne de yıkanmak için suyumuz vardı. Açlıktan, soğuktan ve pislikten ölmeye başladık. Bize hiç bir şey vermiyorlardı. Bazıları bir yerlerden ağaç çalıyor, götürüp şehirde satıyor, bir avuççuk un getiriyor, biz de onunla bulamcık yapıp içiyorduk. Bu şartlar altında yaşamaya dayanamayan insanlar öldüler. Bizim ailemizden yedi kişi öldü, geriye üç kişi kaldık.

1989 yılında Fergana’da çok ızdıraplı günler yaşadık. Pasaportumuzda Türk yazdığı için Ahıska Türkleri gibi bize de saldırdılar. Gelip evlerimizi bastılar, “Çık çık!” diye bağırarak evlerimizden attılar. “Hay Allah niye çıkayım? Ne yaptık? Niye gelip evimizi barkımızı yakıyorsunuz?” dediysek de bizi dinlemediler. Bir grup gidiyor, başka bir grup geliyordu. Onlar da yakıp yıkıyor, asıp kesiyorlar, “Çıkın, gidin, cenazeniz bile olsa bırakıp çıkın” diye bağırıyorlardı. Çıkmayanların evlerini ateşe verdiler. Bir dilim ekmek, biraz un bile alamadık. Evleri yaktılar, yıktılar; insanları öldürdüler, yaktılar. Yedinci gün canımızı kurtarmak için evden çıkıp kaçtık. Bir kapiğimiz bile yok, elbisemiz yok… Üstümüz başımız kirlendi. Üşüyoruz, yatacak yerimiz bile yok… Bizi Özbekistan’ın bir başka şehrine getirdiler, oradan uçağa bindirip Smolensk’e götürdüler. Smolensk’de kaldık. Paramız olmadığı için bilet alıp Kırım’a dönemiyoruz. “Ben Kırım’da doğdum, burada ne yapayım?” diyorum ama anlamıyorlar. Tabiî anlamazlar, onlar Rus. Sonra Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı’nın adamları geldiler, biletlerimizi alıp bizleri trenler bindirdiler ve Akmescit’e getirdiler. Belediyenin önündeki betonun üzerinde yedi gün yattık. Betonun üzerinde hiç bir şey yoktu. Akşamdan sonra buradaki Kırım Tatarları çocuklarımızı götürüyor, giydirip doyuruyorlardı. Sağ olsun cemaatimiz.

Başımıza bu hadiseler gelip de Kırım’a yerleşmek zorunda kalma saydık bile buraya dönerdik. Burada cemaatimiz toplandıktan sonra çok büyük mitingler yapıldı. Özbekistan’da öldürülen adamlarımızın yakılıp yıkılan evlerimizin resimleri sergilendi. Hepimiz gidip gidip baktık, hâl yer enkaz haline gelmiş.

Şimdi vatanımda yani Kırım’da yaşıyorum. Emekli oldum. Kolhozlar da kendi Rus emeklilerine buğday, un, yağ veriyorlar, ama bize vermiyorlar. “Ben de bu yaşıma kadar Özbekistan’da çalıştım” dediysem de “Git hakkını oradan al.” dediler. Emeklilikten elime geçen 40.000 kuponla geçinmem mümkün değil ama, çocuklarım da çalışıyor. Altı tane koyunum var. Etsiz, şekersiz, yağlı yağsız yemek yersek, yetişiyor işte.

Artık ev yapmaya da başlayacağız. Yavaş yavaş toparlanıyoruz.

Yazıyı Değerlendirin

Değerlendirmeler (0)

Değerlendirme yok

ilgili yazılar

Türkmenistan’ın Demografik Yapısı / Yrd. Doç. Dr. Fahri Solak

Türkmenistan'ın Demografik Yapısı / Yrd. Doç. Dr. Fahri Solak...

Türk Dünyası’nın Coğrafyası / Prof. Dr. İbrahim Atalay

Türk Dünyası'nın Coğrafyası / Prof. Dr. İbrahim Atalay ...

Timuroğullarının Orta Asya Mimari Sanatına Katkıları / Prof. Dr....

Timuroğullarının Orta Asya Mimari Sanatına Katkıları / Prof. Dr....

Altın Orda (Altın-Ordu) Türk İlleri ve Çağatay Türkçesi, Gelişmesi,...

Altın Orda (Altın-Ordu) Türk İlleri ve Çağatay Türkçesi, Gelişmesi,...

Zılant – Türk Tarihi Ve Söylence Sözleri

Her tür derde devâ bulabilen tek boynuzlu bir yılandır.Türk...

Kuran'ın Matbaada İlk Basımı Meselesi

Yöneten unsur Türklere gelince hala matbaa kuramamışlardı. Bunu yapmak...

AVRUPA’NIN ESKİ HALKI TÜRKLERDİ

Sonuç olarak bana göre "Türk dilli" R-1b haplogroupu 16000...

Atatürk'ün Anıları, Mustafa Kemal Frak Giyiyor

Atatürk'ün Anıları, Mustafa Kemal Frak Giyiyor, Atatürk'ün anıları, Atatürk'ün anıları...

Atatürk'ün Anıları, Ankara Ziraat Okulu'nda

Atatürk'ün Anıları, Ankara Ziraat Okulu'ndaAtatürk'ün Anıları, Ankara Ziraat Okulu'nda Atatürk'ün Anıları, Atatürk'ün...

Kazak Dili ve 1990'lardaki Yeni Dil Politikası / Prof....

Kazak Dili ve 1990'lardaki Yeni Dil Politikası / Prof....

Türk ırkının özellikleri – Haluk tarcan

Türk ırkının özellikleri, türklerin en önemli özellikleri, safkan türk...

İpek Yolu Ve Orhun Yazıtları – Yrd. Doç. Dr....

İpek Yolu, dünyanın bir ucundan diğer ucuna yalnız ipeğin...

Gutenberg'den önce Uygur Türkleri matbaayı kullandı

Matbaanın icadı, Uygur TürkleriYapılan en son tarihi araştırmalar Uygur...

İlginizi Çekebilir