
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: F Harfi
TDK Yerel Ağızlar Sözlüğü: F Harfi
| Kelime | Anlamı | Örnek Cümle + Yöre |
|---|---|---|
| Fadime | Kadın ismi | “Fadime sabah tarlaya çıktı.” — Ege |
| Falan | Gibi, vb. | “Domates, fasulye falan topladık.” — İç Anadolu |
| Fes | Şapka türü | “Fes giydi köy düğününde.” — Doğu Anadolu |
| Fesleğen | Baharat | “Fesleğen sabah yemeğe serpiştirildi.” — Ege |
| Fırt | Hafif rüzgâr | “Sabah fırt esti dağlarda.” — Karadeniz |
| Fındık | Fındık, ağaç ve meyve | “Fındık topladık sabahleyin.” — Karadeniz |
| Fincan | Küçük bardak | “Çay fincan ile içildi.” — İç Anadolu |
| Firar | Kaçma | “Küçük keçi firar etti ahırdan.” — Doğu Anadolu |
| Fırın | Ekmek yapılan yer | “Fırın sabah ekmek pişirdi.” — Ege |
| Fidan | Küçük ağaç | “Fidanlar bahçeye dikildi.” — İç Anadolu |
| Fırıldak | Döner şey | “Fırıldak rüzgârla döndü.” — Ege |
| Fesat | Kötü niyet | “Fesat kişi köyde dedikodu yaptı.” — İç Anadolu |
| Fiyonk | Kurdele bağlama şekli | “Fiyonk kızın saçına takıldı.” — Ege |
| Fıçı | Büyük varil | “Fıçı suyla dolduruldu.” — Doğu Anadolu |
| Fincanlık | Fincan takımı | “Fincanlık masaya dizildi.” — İç Anadolu |
| Feryat | Çığlık, haykırış | “Feryat köyde duyuldu sabah.” — Ege |
| Fıngır | Ufak çıtır ses | “Fıngır sobada duyuldu.” — Karadeniz |
| Feshetmek | Bozmak, iptal etmek | “Toplantı feshedildi sabahleyin.” — İç Anadolu |
| Fırça | Temizlik aracı | “Fırça ile süpürdüler mutfağı.” — Ege |
| Fokur | Kaynayan su sesi | “Çorba fokur fokur kaynadı.” — İç Anadolu |
| Fidanlık | Fidan yetiştirilen yer | “Fidanlık bahçenin kenarında oldu.” — Ege |
| Fena | Kötü, olumsuz | “Hava fena, tarlaya gidemedik.” — İç Anadolu |
| Fısıltı | Hafif konuşma | “Fısıltı kulaktan kulağa yayıldı.” — Karadeniz |
| Fes | Şapka | “Fes başına takıldı bayramda.” — Doğu Anadolu |
| Fener | Işık veren araç | “Fener gece köyde yakıldı.” — Ege |
| Fırtına | Kuvvetli rüzgâr | “Fırtına dağları sardı.” — Karadeniz |
| Fincancı | Fincan yapan kişi | “Fincancı köye uğradı sabah.” — İç Anadolu |
| Fesleğenlik | Fesleğen yetişen yer | “Fesleğenlik bahçede vardı.” — Ege |
| Fırçalama | Temizlik yapma | “Fırçalama işlemi sabah yapıldı.” — İç Anadolu |
| Farklı | Değişik | “Farklı elmalar topladık.” — Ege |
| Fıstık | Çam fıstığı veya yer fıstığı | “Fıstık toplandı sabah tarlada.” — İç Anadolu |
| Fesleğenlik | Fesleğen yetiştirilen yer | “Fesleğenlik bahçede yapıldı.” — Ege |
| Fırıncılık | Ekmek yapma işi | “Fırıncılık köyde meşhurdu.” — İç Anadolu |
| Feryat | Çığlık | “Feryat sabah duyuldu.” — Doğu Anadolu |
| Fokurdamak | Kaynamak, çıkmak | “Çorba fokurdamaya başladı.” — Karadeniz |
| Fırtınalık | Fırtınaya uygun yer | “Fırtınalık tepe rüzgâr aldı.” — Ege |
| Fırıldaklık | Dönen şey | “Fırıldaklık rüzgârla döndü.” — İç Anadolu |
| Fışkırmak | Taşmak, çıkmak | “Su fışkırdı kuyuya.” — Ege |
| Fesatlık | Kötülük, dedikodu | “Fesatlık köyde yayıldı.” — Doğu Anadolu |
| Fısıldamak | Hafif konuşmak | “Çocuk fısıldadı odada.” — Karadeniz |
| Fındıklık | Fındık bahçesi | “Fındıklık dolu ürün verdi.” — Karadeniz |
| Fidan dikmek | Ağaç dikmek | “Fidan dikmek için sabah toplandılar.” — Ege |
| Fırıncı | Ekmek yapan kişi | “Fırıncı ekmek pişirdi.” — İç Anadolu |
| Fırtınalık | Rüzgârlı yer | “Fırtınalık tepe tehlikeliydi.” — Karadeniz |
| Fark | Fark, değişiklik | “Fark ekinlerde görüldü.” — Ege |
| Feryatçı | Çok bağıran kişi | “Feryatçı çocuk duvar dibinde idi.” — İç Anadolu |
| Fırtına sesi | Kuvvetli rüzgâr sesi | “Fırtına sesi köyü sardı.” — Karadeniz |
| Fıstıklık | Fıstık bahçesi | “Fıstıklık bahçede çoktu.” — Akdeniz / Adana |
| Fışkırtmak | Su veya sıvıyı çıkarmak | “Kuyu suyu fışkırtıldı.” — Doğu Anadolu |
| Fırıldakçı | Dönen şeyi yapan kişi | “Fırıldakçı köy panayırına geldi.” — Ege |
| Fes – Şapka | “Fes sabah takıldı.” — İç Anadolu |
fıncan – kahve fincanı
“Sabah kahveyi fıncana koydu.”
facak – küçük parça
“Ekmeğin facak kısmını aldım.”
fado – hızlı, çabuk
“Çocuk fado koştu bahçeye.”
fag – sert darbe
“Kapıya fag vurdu.”
fahri – geçici görevli
“Köyün fahri öğretmeni geldi.”
fakirlik – yoksulluk
“Fakirlik köyde çok hissediliyordu.”
falak – ince tahta
“Falakla duvar ördüler.”
falan – vesaire
“Ekmek, süt falan aldım.”
falanlık – vesairelik
“Falanlık işleri bıraktı.”
falanmak – övünmek
“O sürekli falanmak istiyor.”
fantezi – süs, hayal
“Kıyafet çok fantezi olmuş.”
faraz – varsayım
“Faraz üzerine konuşuyoruz.”
farklı – değişik
“Bu elbise farklı duruyor.”
farklık – değişiklik
“Günün farklığı rüzgârda.”
fasulye – sebze
“Bahçeye fasulye ektik.”
fasıl – bölüm
“Kitabın ilk faslı çok iyi.”
fason – şekil
“Elbiseye fason verdi terzi.”
fatih – zafere ulaşan
“Fatih gibi başarılı oldu.”
fatura – belge
“Market faturasını sakladı.”
fazla – çok
“Bugün fazla yoruldum.”
fazlalık – çokluk
“Bahçede fazlalık sebze vardı.”
fazilet – iyilik, erdem
“Onun fazileti herkesçe bilinir.”
fazlasıyla – bolca
“Süt fazlasıyla var bu sabah.”
feda – özveri
“O iş için canını feda etti.”
felek – kader
“Felek bu sefer yanındaydı.”
fener – ışık veren alet
“Gece fenerle yola çıktık.”
ferah – rahat, geniş
“Oda ferah ve aydınlıktı.”
ferahlık – rahatlık
“Bahçede ferahlık vardı.”
feras – akıl, zeka
“Oğlan feras sahibidir.”
ferik – yüksek rütbe
“Eski asker ferikti.”
fıçı – büyük varil
“Şarap fıçıya dolduruldu.”
fıdı – küçük parça
“Fıdı bir ekmek aldım.”
fıfıl – cılız
“Çocuk fıfıl görünüyor.”
fıkra – kısa hikâye
“Babam fıkra anlattı akşam.”
fikir – düşünce
“Fikirlerin çok değerli.”
fikirci – düşünen
“O çocuk fikirci biridir.”
filik – küçük bot
“Denize filik ile açıldık.”
filiz – yeni çıkmış bitki
“Filizler baharda çıkar.”
filikçilik – filiz yetiştirme işi
“Bahçede filikçilik yapıyorlar.”
fincan – küçük kap
“Çayı fincana koydu.”
fincancık – küçük fincan
“Fincancık kahveyi verdim.”
firma – şirket
“Yeni firma açıldı köyde.”
fırtına – güçlü rüzgâr
“Gece fırtına çıktı.”
fırtınalık – rüzgârlı yer
“Tepe fırtınalık.”
fitil – mum ipi
“Fitili iyice çekti.”
fişek – küçük patlayıcı veya mermi
“Av tüfeği fişekleri bitti.”
folyo – ince metal kaplama
“Yemeği folyoya sardı.”
fon – zemin
“Resmin fonu maviydi.”
form – şekil, biçim
“Formu düzgün çizdi.”
fors – güç, enerji
“Çocuklar fors doluydu.”
fren – durdurma aleti
“Arabanın freni bozulmuş.”
fırça – süpürme veya uyarı aleti
“Öğretmen fırça çekti.”
fırıldak – dönen oyuncak
“Çocuk fırıldakla oynadı.”
fırın – pişirme yeri
“Fırında ekmek pişti.”
fıs – hafif su sesi
“Musluktan fıs sesi geliyordu.”
fışkırmak – suyun fışkırması
“Pınardan su fışkırdı.”
fıstık – yemiş türü
“Fıstık bahçeye ektik.”
fıstıklı – fıstıkla ilgili
“Tatlı fıstıklıydı.”
fırt – hızlı çıkış
“Çocuk fırtla koştu.”
fırtınalı – rüzgârlı
“Tepe fırtınalıydı.”
fuar – sergi
“Köyde küçük fuar kuruldu.”
fukara – yoksul
“Fukara insanlar yardım istedi.”
fular – boyna takılan bez
“Kadın fular taktı boynuna.”
funta – ölçü birimi
“Patatesi funta ile sattı.”
funda – çalı türü
“Bahçeye funda diktik.”
fırıldamak – dönmek
“Oyuncak kendi etrafında fırıldadı.”
fırçalamak – temizlemek
“Ayakkabıyı fırçalamalıyız.”
fıçılamak – fıçıya doldurmak
“Şarabı fıçıya fıçıladılar.”
fısmak – hafif patlama
“Oyun sırasında balon fısmış.”
fırfır – süs, salınım
“Elbise fırfırlıydı.”
fırlamak – hızla atlamak
“Çocuk yatağa fırladı.”
fısıldamak – sessiz konuşmak
“Kız fısıldayarak söyledi.”
fırtınacık – küçük fırtına
“Fırtınacık çok hafif geçti.”
fıncır – küçük fincan
“Fıncırda kahve ikram etti.”
fırçalık – fırça konulan yer
“Fırçalık masanın üstünde duruyor.”
fıtırcık – küçük fırtına
“Fıtırcık esinti başladı.”
fıskırmak – sıçramak
“Su fıskırarak taştı.”

