ORHON YAZITLARI’NDAKİ AT ADLARI ÜZERİNE-PENTTI AALTO

0

ORHON YAZITLARI’NDAKİ AT ADLARI ÜZERİNE
PENTTI AALTO
Çeviri: Erhan AYDIN
(Türk Dili 587, Kasım 2000, 453-457)

Moğollar ve Türkler, Hunlar zamanından beri gerçek anlamda binicilikte usta
halklar olarak ün yapmışlardır. Önemli dil belgesi olarak kabul edilen Orhon
Yazıtlarında, eğer yaya olarak gidilmek mecburiyetinde olunsaydı o zaman biz bunu
büyük bir yoksulluğun işareti olarak kabul edecektik. etü. yadı-γ, tü. yayıγ, kar. yayaw,
koyb. çazıγ, çuv. śuran, yak. satī “yaya”= mo. yada-gu, kalm. yadū “fakir, yoksul”
(Ramstedt, KW 213b).

Orhon Yazıtları’nda da böyle anlatılır. Örnek: I E 27-28 “her
yere gitmiş olan halk öle yite, yaya ve çıplak olarak dönüp geldi”. Tonyukuk
Yazıtı’nda da (satır 4) “bunlardan (üçte) iki kısmı at ile (üçte) bir kısmı da yaya…”.
Burada Türk halkının yoksulluğu ve mutsuz durumunda ordunun bir amaç uğruna
oluşturduğu birliğe işaret edilir. Bunun bir büyük anlamı daha vardır. Tabii ki at,
halkın bütün taktik ve stratejilerinin belirlendiği savaşlarda elde edilir. Bu demektir ki,
süvarinin en büyük ihtiyacı böylelikle sağlanmış olur. Batıda daha geç zamanlarda,
mesela büyük Friedrich ve Napoleon da ondan yararlanmışlardır. Atlar ve onların
bakımları başarılı bir operasyon için daima ön şarttır, krş. I E 39 “bizim ordumuzun ne
atı ne de azığı vardı”. Düşman atlarının niteliğine göre planlar ve savaş taktikleri
hazırlanır ve sonra da kendine özgü taarruz gerçekleşirdi. “biz az idik, kötü durumda
idik; (onlar) bizi yenmek için geldiler” II E 32’ de olduğu gibi. Krş. Haenisch YC 193,
194, 199 vs. Savaşlarda, düşmanın iyi cins atlarının öldürülmesi ya da ganimet olarak
alınması hedeflenir. “Tangut halkını yok ettim, çocuklarını (gençlerini), kadınlarını,
atlarını ve bütün varlıklarını o zaman aldım, ele geçirdim” cümlesinde olduğu gibi II
E 24. Yine II E 38’de de “Türk halkı açlıktan eziyet çekiyordu, ben o at sürüsünü
alarak, onları doyurdum, besledim”.
Atların anlamı üzerine eşsiz ve dokunaklı övgüler söz konusu iken, askerin
binek hayvanı olan atlar Türk halkının sadece savaştaki kahramanlıklarında değil,

*
Türkler atlarının ölümü veya yaralanmasını bile anlatırlar. Örnek I E 33 ol at
anda ölti, “o at orada öldü” ve I E 36 ol tägdükdä Bayırqunuη aq adγırıγ udl(u)qın
sıyu urtı “Bu saldırıda Bayırkunun aygırı (atı) uyluk kemiğini kırdı”, krş. Thomsen
ZDMG 78 (1924), s.137. Çok enteresandır ve dikkat edilmelidir ki atların her zaman
gerçek adları vardır. YC’de ve daha geç hem Moğol hem de Türklerde atlar sadece
farklı renklerle adlandırılırdı. Öyle ki YC I 3’te Dajir boro qojar külügüd agtastu
bülüe, Burada Haenisch açıkça Çin yazısı işaretlerine dayanarak “büyük ve koyu gri
iki iğdiş edilmiş aygır” şeklinde tercüme etmiştir. Ramstedt’e göre dajir’de ses
değişimi vardır. etü. yaγız “kahve rengi, toprak rengi”1 için örnek I N 5 ve 8. Buna
uygun olarak mo. boro = etü. boz “gri”, bkz. I E 32, 33 ve 37 (krş. Ramstedt, KW 51b)

İlk yazıtta Kültegin’in atı (I E 32) şöyle anlatılır.2 äηilki tadıqıη çurıη boz […
önce (hücum etti) çurın Tadıqı (?) üstünde gri [at (?) ….]. Tadıq belki = tajik “Farslı,
Tacik”. Barthold’a göre (Dersler s.42, Not. 59) Tonyukuk Yazıtı’nda “Arap” anlamı
vardır. Belki Türkler atı ganimet olarak alıyorlardı? Onun ölümünden sonra Kültegin
yeni bir binek atı aldı: I E 33 ikinti Işbara yamtar boz atıγ binip tägdi. Ol at anda ölti,
Thomsen MSFOu V, s. 109’da metni şöyle tercüme eder: “En second liev il monta le
cheval fut tué là”, fakat ZDMG 78, s. 151’de “ O Işbara Yamtar’ın gri atına binerek
hücum etti” O, bir at adı olarak dikkati çekmek istiyorsa da bu genitiv eki taşımayan
bir addır. Vámbéry de MSFOu XII (1898), s.53’te metni aynı şekilde anlar. Hem onun
äşäbara yamtar okuyuşu hem de “dört nala koşan, atik, gri renkli at” şeklindeki
tercümesi hayal ürünüdür. Radloff ise Işbara kelimesine önce boy adı olarak dikkati
çekmiş fakat sonra bu tahmininden vazgeçmiştir. (krş. Alttürkische Inschriften
Sözlüğü’nde de farklı görüşler vardır). Bizim fikrimize göre bu ad Hintlilerle Türk
halkının kültür birliği anlayışına enteresan bir katkı sağlar. Biz Işbara kelimesini Eski
Hintçe īšvara ya bağlıyoruz. 1. Sıfat. “varlıklı, zengin”; 2. İsim. “bay, hükümdar, kral”
vs. ( PW I, 854) ve yamtar ı eski Hintçe yantar (<√ yam “ tutmak, dizginlemek” vs.) 1.
“Sağlamlaştırıcı, verici, veren”; 2. (Yalın olarak) “süren (atı, taşıtı), muktedir, vali vs.”
(PW VI, 60). Atın binicisi olarak īšvara-yantar “binici olarak hükümdar” anlamında
bir kavram idi. Mesela vasudeva ile “vasu tanrılara sahip”, “vasu hükümdara sahip”
çevrilmiştir.
Krş. Kültegin yadaγın oplayu tägdi “ Kültegin yaya olarak hücum etti” eminiz ki çok az bilinen bir hücum şeklidir.
3
(PW VI, 848) karşılaştırılabilir. īšvara kelimesi, İhe-Hüşötü mezar taşında geçen,
Işbara-Bilge Küli-çur adında da mevcuttur.
Marquart’ın T’oung- Pao’da yayımlanan [XI (1910), s.663] makalesinde ilk
Bulgar hükümdarlarından Espereriχ (M. 664-691) adını Işbarurıγ olarak okuması
üzerine, Tuna Bulgarlarının Kronolojisini inceleyen Mikkola [JSFOu XXX, 33
(1914)] da īšvara yı hükümdarın atının sürücüsü olarak açıklamıştır. O, böylece Çince
Sa-po-lio Jep-hu şeklinde transkripsiyon edilen Türk Kağanı Işbara yabgu ile
karşılaştırmıştır. (bkz. Theophyl. Simok. VII, 8, 6).
Yamtar adı Orhon Yazıtları’nda II E 40 bir ünvan olarak geçer: Tudun
Yamtarıγ “Tudun Yamtar ı (ben gönderdim)”. Vámbéry, Tudun kelimesini Avarlara
gönderilen bir büyük kişinin ünvanı olarak açıklar. Onun bu kelimeyi “bilgin, alim” (
<tud- “bilmek”) şeklinde anlamlandırması pek az inandırıcıdır. Çünkü Etymologicum
Magnum 764, 24 (Oxford 1848)’de Toύδoυvoι: oί τoπoτηςηταì παςà Toύςxoıς olarak
geçer ve DU CANGE ‘de Gloss. Med. Et inf. Graec (Lyon 1688) ‘de τoύδoνvoι
şeklinde geçer ve “locum, tenentes, vicarii” şeklinde tercüme edilir. Eğer kelimenin
Türk menşeli olduğu iddia edilecek olursa tut- “tutmak, yakalamak” fiili ile bağlantılı
olabilir. Şayet Işbara burada bir at adı değilse3
I E 33’te olduğu gibi yamtar tabii ki
“muktedir, vali” kelimeleriyle tercüme edilmelidir.
Biz Orta Asya’daki erken Hint tesirini hesaba katmak mecburiyetindeyiz.
Sözgelimi Orhon Yazıtları’nda Maqaraç ünvanına işaret edilir.I N 13: Türgäs
qaγanda Maqaraç tamγaçı … kälti “Türgiş-Kağan’dan Maqaraç adlı bir damgacı
geldi”. Bu isim, Thomsen’in Turcica’sında (MSFOuXXVII, 1916, s.14) açıklandığı
gibi Eski Hintçede açıkça Mahārāj’dır. Barthold, Çin kaynaklarına göre bu kişinin
Buddhist mabetleri inşa etmek istemiş olduğunu fakat Buddhist öğretinin Türk
halkının savaşçı niteliğine olumsuz etkisi olmasından ötürü vezir Tonyukuk tarafından
reddedildiğini anlatır.

Hem īšvara hem de yantar Toharca metinlerde de geçmektedir. Bkz. Schulze-Sieg-Siegling, Tocharische, Grammatik, Göttingen 1931. Orhon Yazıtları’ndaki yamtar yazılışı tabii ki yam- kökündeki benzeşme sebebiyle (analoji) açıklanabilir. Krş. yama “gem, dizgin”

Türk halkının Hintlilerle ticaret vesilesiyle bir ilişkinin mevcut olduğuna ve Uygurcadaki sart gibi ödünç kelimelere işaret edilir. (bkz.Qudatqu Bilik, 163, 22 vs. ve geç Moğolcada vs). Artık Radloff bu kelimenin Hint menşeli olduğunu kabul eder (bkz. Enzykl. des Islams IV, 188a).

Biz de bunun temel şekline hiçbir yerde tesadüf etmedik. Tabii ki Eski Hintçe sārtha : 1. Sıfat “görevlendirmek”; 2. İsim “Seyyar mağaza, karavan”, buradan sārthapāla: “Karavanın koruyucusu” ve sārthavāha: Karavanın sürücüsü (PW VII 956). Kelime
Toharcada da mevcuttur.

I N 5 ve 6 Kültegin azman aqıγ binip oplayu tägdi “Kültegin Azman beyaz
atına binerek hücum etti” cümlesindeki azman adının eski Hintçe ajma = grec. őγμος
“career, march, road, course, train; geçiş, yol, sefer (at için) ve ajman = lat. agmen
“career, passage, battle, geçiş, yol” ile bağlantısının olmaması mümkün değildir. (bkz.
PW I 75 ve Monier-Williams, Sanscrit-English Dict., Oxford 1899). Thomsen ZDMG
78, s. 171’de bu adı şöyle açıklar: “Beş veya altı yaşında iğdiş edilmiş at”.
Vámbéry’nin etimolojisinde (s. 62), bu kelime ona göre Farsçadır (asman “taş veya
gök yüzü”, Bartholomae, Altiranisches Wb. 207, Strassburg 1904). Onun, Sibirya’nın
Ruslarca işgali esnasındaki Asmanek şahıs adıyla bağlantı kurması hiç de inandırıcı
değildir.
Alp-şalçı adı için de çok kere ilginç açıklamalar sunulmuştur. I E 40 Alp-şalçı
aq atın binip tägmiş “(Kültegin) Alp-şalçı adlı beyaz atına binerek hücum etmiş”. I N
2 ve I N 4’te de benzeri vardır. Buranın devamında ol at anda tüş[di] “o at orada
düştü” cümlesi vardır. Bu adın birinci kısmı tabii ki tıpkı Alp-Arslan ve Alp-Tegin
özel isimlerinde olduğu gibi etü. alp “alp, kahraman” şeklindedir. (Radloff Wb. I,
430), bkz. Enzykl. des Islams I, 336 ve 337), krş. alpaγu, alpaut “kahraman vs.)
örnek olarak I N 7.

İkinci bölümünde şüphesiz tü. fail eki -çi ~ -çı (Gabain s. 60) vardır. Fakat şal
kelimesi için hiçbir etimoloji bulunamadı. (bkz. Gabain s. 336). Belki mümkün değil
ama bizim görüşümüze göre bu eski Türkçe şekil jala “yönetmek” kalm. zal- (örnek:
mörı djolā zalχσ “bir atı idare etmek”, Ramstedt KW 465a ) olduğu gibi jiluga ismi,
kalm. djolā “dizgin, gem”, buradan jilugaduqçi, kalm. djolātşı “at arabası sürücüsü, at
bakıcısı, sürücü” (Ramstedt KW 114b) ile bağlantı kurulabilir. Kelime başı j- sesi -p
ile bitiyorsa ş- olur. Böylece eski Hintçe īšvara-yantar’ın Türkçeye tercümesi Alp-
şalçı’dır.

Orhon Yazıtları’nın geriye kalan at isimlerinden biri ögsiz “öksüz, annesiz” dir.
I N 9 Kültegin Ögsiz aqın binip “Kültegin Ögsiz adlı beyaz atına binerek” cümlesi
tamamen açıktır. I E 33’teki kädimlik adı için karar vermek zordur. Üçinç Yäginsilig
bägiη Kädimlig torıγ at binip tägdi “Üçüncü saldırıyı Yeginsilig Bey’in kahverengi atı
Kädimlige binerek gerçekleştirdi” şeklinde anlam çıkar. Bu kelime harfi harfine
“elbiseli; giyimli” <kädim “elbise, giysi” şeklindedir (Radloff Wb II, 1139)

Vámbéry’nin kidimlik “rahvan giden at” (s. 54) şeklindeki okuyuşu pek inandırıcı
değildir. Belki atın kırmızıya çalan kahverengi adı ile bir ilişkisi vardır.
I E 35 ve 36’da Bayırqu adı ya atın adı ya da (atın) sahibinin adı olarak
değerlendirilir. (krş. Thomsen MSFOu V, s. 157, Not. 44). Bundan başka bu kelime I
E 34 ve I S 46 te Oğuz boyunun adı olarak geçer. (krş. Gabain s. 301b ). Aynı şekilde
Az adı hem I N 5 ve 8 Kültegin Az yaγızın binip “(Kültegin) Yağız (toprak rengi,
siyaha çalan kahverengi) Azına binerek (hücüm etti)” cümlesinde at adı hem de bir
halkın adı olarak geçer. (I N 2 ve 3 Az-bodun).

I E 37’de Kültegin başγu boz at binip tägdi “ Kültegin Başγu adlı boz ata
binerek hücum etti” cümlesinde geçen başγu adının anlamı ve etimolojisi de tam bir
bilinmezdir. Tabii ki -γu eki isimden isim yapan ek -qu~ -kü, -γu~ -gü eki ile özdeştir.
(Gabain s. 62) ve baş da etü. baş “baş, başlangıç, ilk, en üst” kelimesiyle herhangi bir
anlam ilişkisinde olmalıdır.

Orhon Bölgesindeki Eski Türkçe yazıtlar Türk halkının hükümdarlarının
otobiyografisi ve raporlarıdır. Kimi zaman duygu yüklü anlatım biçimi seçilir. Batıda
bazı kere ifade edilen ama bu Şamanist göçebe kavimde hiçbir maddî barbarlığa
rastlanmadığı da bir gerçektir. Bu hükümdarlar hem başarılarını hem de
başarısızlıklarını anlatırlar ve hükümdarların görevlerine uygun olarak (Barthold s. 16)
yazıtlar duygu yüklü ve kahraman bir eda ve heyecanla anlatıldığı halde Türk
kağanları asla düşmanlarının kanlarının akıtılmasıyla övünmezler, bilâkis yenilgi
zamanlarında kanlarının nehir gibi akmasından ve kemiklerinin dağ gibi yığılmasından
bahsederler (I E 24). Halbuki Asur Krallarına ait, kanların akıtılmasıyla övünen
belgeler ve raporlar mevcuttur. Atların da insanların dolayısıyla savaşçıların sadık
dostu olduğunu dikkate almamız gerekir ve tabii ki bütün bunları, bu sade millete
dikkatleri çekmek için, kanıt olarak verebiliriz.

Vámbéry, I N 2’de geçen ibarenin töpçi aqın okunması gerektiğini iddia etmiştir. Thomsen de ZDMG 78, s. 153’te Alp-aşlaçı okuyuşunu benimsemiştir. 6
Yazının Almanca aslında I S 5 yazılmış ise de doğrusu I S 4 olmalıdır. (Çevirenin notu).

KAYNAKLAR VE KISALTMALAR
JSFOu : Journal de la Société Finno-Ougrienne.
MSFOu : Mémoires de la Société Finno-Ougrienne.
PW : Böhtlink-Roth, Sanskrit Wb. I- VII, St-Petersburg 1855- 1875.
YC :Yüan-Ch΄ao Pi-Shi, Yayımlayan: E. Haenisch, Leipzig 1937, Sözlük 1939,
Tercüme 1941.
ZDMG : Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft.
BARTHOLD, W., 12 Vorlesungen über die Geschichte der Türken Mittelasiens, Die
Welt des Islams 1932.
VON GABAİN, A., Alttürkische Grammatik, Leipzig 1941.
RADLOFF, W., Versuch eines Wb. der Türk-Dialecte I- IV, Petersburg 1893- 1911.
RADLOFF, W., Die Alttürkischen Inschriften der Mongolei, Petersburg 1895- 1899.
RAMSTEDT, G. J., Kalmückisches Wörterbuch, Helsinki 1935.
THOMSEN, V., “Inscriptions de l’Orkhon déchiffrées”, MSFOu V (1896).
THOMSEN, V., “Turcica” MSFOu, XXXVII (1916).
THOMSEN, V., Alttürkische Inschriften aus der Mongolei, ZDMG, 78 (1924), s.121
v.d.
VAMBERY, A., Noten zu den alttürkischen Inschriften der Mongolei und Sibiriens,
MSFOu XII (1898).
Vorlesungen von Herrn Prof. G. J. Ramstedt und Herrn Prof. A. M. O. Räsänen.

Yorum Yapın

Yorumlar

Bir Yorum Yapın

Lütfen yorumunuzu girin.
Lütfen adınızı buraya girin.